<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:yandex="http://news.yandex.ru" xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
  <channel>
    <title>Türkçe Yayınlar</title>
    <link>https://cemilsaar.com</link>
    <description/>
    <language>ru</language>
    <lastBuildDate>Tue, 08 Sep 2026 14:44:19 +0300</lastBuildDate>
    <item turbo="true">
      <title>Tebligat Kanunu m. 21/2 ve Yabancılara Tebligat: Hatalı Bir Yargıtay Kararının Analizi ve Konuya Dair Tespitlerim</title>
      <link>https://cemilsaar.com/tpost/tebligat-kanunu-21-2-yabancilara-tebligat</link>
      <amplink>https://cemilsaar.com/tpost/tebligat-kanunu-21-2-yabancilara-tebligat?amp=true</amplink>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 17:51:00 +0300</pubDate>
      <category>Hukuk</category>
      <enclosure url="https://static.tildacdn.com/tild3965-3037-4665-b461-613136356233/tebligat-kanunu-21-2.png" type="image/png"/>
      <description>Türkiye'de bulunan yabancılara yapılacak tebligatın usulüne dair bir inceleme</description>
      <turbo:content><![CDATA[<header><h1>Tebligat Kanunu m. 21/2 ve Yabancılara Tebligat: Hatalı Bir Yargıtay Kararının Analizi ve Konuya Dair Tespitlerim</h1></header><figure><img alt="" src="https://static.tildacdn.com/tild3965-3037-4665-b461-613136356233/tebligat-kanunu-21-2.png"/></figure><div class="t-redactor__text"><strong>Tebligat Kanunu’na İlişkin Hatalı Bir Yargıtay Kararının, Alacağın Tahsil İmkânını Ortadan Kaldırabilecek Etkilerinin Nasıl Bertaraf Edildiğine İlişkin Bir Somut Olay İncelemesi</strong><br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar</strong><br />cemilsaar@kstlawfirm.com | +90 535 416 9476 | linkedin.com/in/cemilsaar<br /><br /><em>Bu yazıda yer alan bilgiler yayım tarihi itibarıyla güncel olup, bu alan sık sık değişikliğe uğrayan bir mevzuatla düzenlenmektedir. Herhangi bir işlem öncesinde güncel mevzuatın teyit edilmesi ve avukat desteği alınması gerekir. Yine yazı kapsamında tüm bilgilere yer verilmemiş olup, temel noktalar aktarıldıktan sonra şahsen önemli gördüğüm sorunlara dikkat çekilmiş olduğundan bu yazı hukuki tavsiye niteliğinde değildir.</em><br /><br />Tebligat Kanunu ve uygulaması; başka faktörlerin yanında icra dairelerinin farklı bilgi düzeylerine sahip olması nedeniyle de son derece sancılı bir konudur. Aşağıda, Türkiye’de bulunan yabancı gerçek kişilere yapılacak tebligatın usulü konusunda uygulamada karşılaştığım bir yanlışı ve bunun düzeltilme sürecini paylaşacağım. Belirtmek gerekir ki konu çok bariz olduğundan bu kadar derinlemesine incelemek bile bir vakit kaybı olarak değerlendirilebilir. Aşağıdaki konunun detaylı bir incelemeyi hak etmeyen, basit bir konu olduğuna (haklı olarak) kanaat getirecek okurların; Anayasa Mahkemesi dışında en üst makam olan Yargıtay’ın bir dairesinin böylesi bir konuda bu kadar fahiş hatalar yapmış olması karşısında daha çok endişelenmekle birlikte, yazıyı trajikomik bir anekdot gibi okuma imkanı da elbette mevcuttur.<br /><br /><strong>AKTARILACAK OLAYLARIN TEMELİNDEKİ UYUŞMAZLIK</strong><br /><br />Türkiye’de yerleşik yabancı ülke vatandaşı S, kendisine kalacak yer ararken ziynet eşyalarını arkadaşı olan A’nın konutunda kendisine emanet etmiştir. Akabinde vakti geldiğinde eşyalarının iadesini talep etmesine rağmen iade yapılmamıştır zira A, eşyaları kendisini dolandıran bir üçüncü şahıs dolandırıcıya verdiğini ileri sürmüştür. Bunun üzerine tarafıma başvuran S adına, A’ya karşı iadeyi gerçekleştirmesi adına bir dava açılması gerekmiştir.<br /><br />Davayı; taraflar arası (TBK m. 561 vd. hükümleri kapsamında) sözlü bir saklama sözleşmesi kurulmuş olduğuna dayanarak açıp, sonucunda da özellikle TBK m. 568 hükmüne dayanmak suretiyle müvekkilin lehine sonuçlandırdık. 568 hükmünün önemi; üçüncü bir kişinin istihkak iddiası bile olsa, saklananın emanet eden dışında bir kişiye verilmemesi gerektiğini ortaya koymasıdır. Uyuşmazlığımız kapsamında A, dolandırıldığı iddiasını ispatlayamamıştır. Ancak bunu ispatlayabilseydi dahi, A’nın TBK m. 568 uyarınca S’ye karşı bir tazminat yükümlülüğü olacağını kabul eden yargıç, aynen iadenin mümkün olmaması halinde ziynet eşyalarının değeri kadar tazminat ödenmesine hükmetmiştir. (Esasa dair yapılabilecek tartışmalar bu yazının konusu değildir.)<br /><br />Akabinde ilamlı icra takibi başlatılmış, ödeme emrinin tebliği borçlunun yasal ikamet adresinde yapılamadığı için icra dairesinden Tebligat Kanunu m. 21/2 uyarınca tebligat yapılması talep edilmiştir. İcra dairesi ise talebimizi reddetmiş, yabancılara Tebligat Kanunu m. 21/2 hükmü uyarınca tebligat yapılamayacağına hükmetmiştir: <strong><em>“Yabancı şahıslara tebligat kanunun 21/2 maddesine göre tebligat yapılamayacağından talebin reddine karar verildi. (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 2021/12389 esas 2022/4736 karar sayılı ilamı.)”</em></strong><br /><br />Verilen bu hatalı kararın düzeltilmesi adına, icra dairesine 4 sayfalık detaylı bir talep dilekçesi daha hazırlayıp sunmak gerekmiştir. Sunduğum detaylı talep dilekçesinde Yargıtay’ın ve dairenin kararlarının neden hatalı olduğu detaylı şekilde anlatılmış, daireden gereksiz icra hukuk masraflarına sebebiyet vermeden talebimizi yerine getirmesi istenilmiştir. Takdire şayan bir şekilde, ilgili icra dairesi dilekçeyi okuyup bu sefer tebligat talebimi kabul etmiştir. Çevremdeki meslektaşlarıma konuyu danıştığımda kendilerinden “hiçbir icra dairesi bu kadar uzun dilekçeyi okumaz” gibi cevaplar aldıktan sonra icra dairesinin dilekçeyi okuyup, hatasını anlayıp sonra da lehe karar vermek suretiyle düzeltmiş olmasının verdiği mesleki tatmin ve mutluluk davanın finansal getirisinden daha tatmin ediciydi zira ben de dairenin dilekçeyi büyük ihtimalle okumayacağı kanaatindeydim. Aşağıda tebligat talebimizin reddine dair gerekçe olarak gösterilen Yargıtay kararının neden hatalı olduğu anlatılacaktır. Faydalı olması dileğiyle.<br /><br /><strong>İCRA DAİRESİ TARAFINDAN VERİLEN RET KARARINA ESAS ALINMIŞ OLAN, 2021/12389 E. 2022/4736 K. SAYILI HATALI YARGITAY İLAMINA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR.</strong><br /><br />Dairenin ilgili kararında: <strong><em>“Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanır. Şikayetçi borçlunun Bulgaristan uyruklu olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle adrese dayalı kayıt sistemine ilişkin hükümler uygulanamaz. Dolayısıyla yabancı uyruklu borçluya T.K.’nun 21/2. maddesine göre yapılan tebliğ işlemi usulsüzdür”</em></strong> ifadelerine yer verilmiştir. Bu karar, ne yazık ki baştan aşağı fahiş hatalı ve dayanaksız bir karardır. Mahkeme ilgili kararında; <strong><em>“adrese dayalı nüfus kayıt sistemi”</em></strong>, <strong><em>“merkezi nüfus idaresi sistemi”</em></strong> ve “<strong><em>adres kayıt sistemi</em></strong>” isimli, hepsi birbirinden farklı olan üç sistemi birbirine karıştırdığını ve bunların neyi ifade ettiğini bilmediğini göstermiştir. Mahkemelerin bazen basit bir Google araştırması yapmaktan dahi imtina edebiliyor olduğu, bu gibi kararlarla tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkmakta ve titiz bir şekilde yürütülüyorsa avukatlık mesleğinin ne kadar önemli olabildiğini göstermektedir. İlgili dairenin yaptığı hatayı detaylı bir şekilde inceleyelim.<br /><br />Türkiye Cumhuriyeti devletinde, konumuzu ilgilendirdiği düşünülebilecek; adrese dayalı nüfus kayıt sistemi (<strong>ADNKS</strong>), merkezi nüfus idaresi sistemi (<strong>MERNİS</strong>) ve adres kayıt sistemi (<strong>AKS</strong>) olmak üzere üç farklı sistem vardır. Dairenin ilgili kararında bahsettiği “adrese dayalı nüfus kayıt sistemi” ADNKS olarak kısaltılan ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından oluşturulmuş bir sistemdir. Bunun icra dairesine sunduğumuz talebimizin konusuyla yani Türkiye’de ikamet izni almak suretiyle buraya yerleşen yabancılara Türkiye Cumhuriyeti Devleti ülkesinin sınırları içerisinde yapılacak tebligatın usulü ile hiçbir alakası yoktur.<br /><br />İlgili ADNKS sisteminin, icra dairesinin reddettiği talebimizle hiçbir alakası olmadığı gibi Yargıtay’ın ilgili kararındaki reddettiği taleple de hiçbir alakası yoktur. Aslında Türkiye’de yabancılara tebligat konusunu ilgilendiren sistem, AKS yani adres kayıt sistemi olup, Yargıtay’ın hatası burada da bitmemektedir. Zira AKS’ye dair mevzuat, yabancılara farklı bir adres kayıt usulü dayatmamakta, Türk — Yabancı ayrımı yapmamaktadır. Yani Yargıtay dairesi AKS’yi ADNKS ile karıştırdığı gibi, AKS’nin yabancılara uygulanmayacağını da açıkçası uydurmuştur. İlgili sistemleri inceleyelim.<br /><br />Adres kayıt sisteminin, yani AKS’nin, ne olduğunu ve nasıl uygulanacağını düzenleyen bir adet yönerge ve bir adet yönetmelik mevcuttur. 15.12.2006 tarihli ve 26377 numarasıyla resmi gazetede yayımlanmış olan <strong>Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliğinin</strong> “amaç” başlıklı birinci maddesi aynen şöyledir: <strong><em>“Bu Yönetmeliğin amacı; Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de herhangi bir amaçla en az altı ay süreli yabancılara mahsus ikamet tezkeresi alan yabancıların yerleşim yeri ve diğer adres bilgilerinin tutulmasına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.”</em></strong> Görüldüğü gibi bu sistemi düzenleyen yönetmelik, sistemin yabancılar <strong>ve</strong> vatandaşlara ilişkin olduğunu belirtmekte ve iki grup kişi arasında bir ayrım yapmamaktadır. AKS’yi düzenleyen diğer mevzuat ise <strong>Adres Kayıt Sistemi Yönergesi’dir</strong>. Bu yönergenin de yine amaç maddesi, yönetmelikle aynı yönde olup, ilgili kısmı şöyledir: <strong><em>“Bu Yönergenin amacı; Ulusal adres veri tabanındaki değişikliklerin güncellenmesine, yurt içinde ve yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarıyla, Türkiye’de herhangi bir amaçla en az altı ay süreli yabancılara mahsus ikamet tezkeresi alan yabancıların …”</em></strong> Görüldüğü üzere yine bu mevzuat kapsamında da vatandaş / yabancı ayrımı yapılmamış, iki grup gerçek kişinin de adres kaydının yapılacağı düzenlenmiştir.<br />İlgili mevzuatların başka çeşitli kısımlarında da yabancıların kayıtlarının nasıl tutulacağına, formlarının nasıl düzenleneceğine ilişkin hükümler mevcuttur. Tüm bu hususlar açıkça ortaya koymaktadır ki AKS yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanan bir sistem değildir. Bu sistem hem vatandaşlar hem yabancılar hakkında uygulanır. Dolayısıyla gelinen bu noktada, 12. Hukuk Dairesinin AKS’ye değinseydi dahi fahiş hatalı bir karar vermiş olacağı açıkça anlaşılmaktadır. Konuyu trajikomik kılan ise dairenin AKS değil, ADNKS sisteminden bahsederek bunun Türk vatandaşlarına mahsus olduğunu kararına dayanak almış olmasıdır.<br /><br />ADNKS, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından oluşturulmuş bir kayıt sistemi olup, nüfus artış hızı, toplumdaki kadın — erkek oranı, nüfusun ne kadarın illerde ne kadarınınsa ilçelerde yaşadığı gibi konularda istatistikler tutmak adına kullanılmaktadır. Bunun, tebligatın usulüyle de yabancıların kayıtlı yasal ikamet adresleriyle de hiçbir alakası olmadığı, TÜİK’in sitesinde bulunan mevzuatın yüzeysel olarak dahi incelenmesi neticesinde rahatlıkla anlaşılabilir vaziyettedir. Hal böyleyken Yargıtay’ın ilgili dairesinin nasıl bu kadar basit bir hata yapmış olduğunu anlamak mümkün değildir.<br /><br /><strong>TÜRKİYEDE YERLEŞİK YABANCI GERÇEK KİŞİLERE TEBLİGAT KANUNU M.21/2 USULÜ ÇERÇEVESİNDE TEBLİGAT YAPILMASI</strong><br /><br />Somut olaydaki gibi Türkiye’de yabancı kimlik numarası almış, adına kayıtlı bir taşınmazı olan, burada da uzun bir süre ikamet etmiş bir yabancının, AKS nezdinde kaydı varken, MERNİS sorgusu yapıldığında da adresi bulunuyorken, kendisine Tebligat Kanunu m.21/2 usulünce tebligat yapılmasının önünde hiçbir engel olmadığı izahtan varestedir. Tebligat Kanunu ilgili hükmü, vatandaş veya yabancı ayrımı yapmaksızın, “<strong><em>muhatap</em></strong>” ifadesini kullanarak kaleme alınmıştır. Bu nedenle de kanunun ilgili hükümleri, bu tebligat usulünün bunun muhatabı olan herkesi ilgilendireceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü, yasanın lafzını daraltıcı yoruma tabi tutarak kapsamını sınırlamak anlamına gelecektir.<br /><br />Genelleme olması itibarıyla aksi örnek bulmak belki mümkün olsa da kanaatimce söylemek mümkündür ki bir kanun hükmü, süjesinin kim olduğunu açıkça belirtmediği sürece, ilgili hüküm onun kapsamına girebilecek ve girmesinin önünde başka genel veya özel bir kaideden kaynaklı herhangi bir engel de olmayan, hukuk sistemi kapsamındaki tüm kişileri kapsar. Tebligat Kanunu m. 21/2 hükmündeki “muhatap” da bu nedenle hem yabancı hem Türk vatandaşı herkes olabilir.<br /><br />Yukarıdaki genel tespitimize ek olarak, iddiamızı destekleyen başka özel bir delil olarak Tebligat Kanunu’nun m. 25/a hükmünü inceleyelim: <strong><em>“… Türk vatandaşı olduğu takdirde tebliğ… aracılığıyla da yapılabilir… “</em></strong> Görüldüğü üzere Tebligat Kanunu kapsamında Türk — Yabancı ayrımı yapılmak istendiğinde bu, açık bir şekilde yapılmıştır. Dolayısıyla da Tebligat Kanunu’nun yazarlarının Türk ve yabancı süjelerin varlığının bilincinde olduğu, gerekli gördüğü yerlerde bunu gözeterek farklı düzenlemeler yaptığını tespit etmek kolaydır. Hal böyleyken, kanun koyucunun sarih bir şekilde ayrım yaptığı hükümler, bir ayrım yapmadığı hükümler açısından da bilinçli bir tercihi ortaya koymaktadır. (En azından mefhum-u muhalif yorum yöntemiyle varılabilecek en rasyonel sonuç budur.)<br /><br />Daraltıcı yorum meselesine gelince, yargı mercilerinin elbette ki kanunları daraltıcı veya genişletici şekilde yorumlama imkanı vardır. Ancak bu demek değildir ki hakimler kanun maddelerini istedikleri şekilde yorumlayabilirler. Bir daraltıcı veya genişletici yorum yapılıyorsa, -ki Tebligat Kanunu “<strong><em>muhatap</em></strong>” demişken bunu “<strong><em>Türk vatandaşı muhatap</em></strong>” olarak yorumlamanın daraltıcı yorum teşkil ettiği hususunda hiçbir şüphe yoktur- bunun makul bir gerekçesi olmak zorundadır. Böyle bir gerekçe ise yoktur. Yabancılara m. 21/2 kapsamında tebligat yapılabiliyor olması kanunun emrettiği bir husus olmakla birlikte aynı zamanda önemli bir soruna da cevap veren yani adalete de hizmet eden bir sonuçtur. Dolayısıyla menfaat analizini esas alan metodolojik yaklaşıma göre de metne sadık kalmayı en temel hedef kabul eden yaklaşıma göre de doğru sonuç, 21/2 hükmündeki imkanın yabancılara karşı da kullanılabilecek olacağı sonucudur.<br /><br />Tekrardan özetlemek gerekirse, uyuşmazlığın konusu Türkiye’de mevcut yabancılara Tebligat Kanunu m.21/2 uyarınca tebligat yapılıp yapılamayacağıdır. Tebligat Kanunu bu konuda bir ayrım yapmayarak buna izin verdiği gibi, Adres Kayıt Sistemine dair mevzuatta da böyle bir ayrım (ve yasak) yoktur. Yargıtay 12. HD. Tarafından belirtilen “adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin yalnızca Türk vatandaşlarına uygulanacağı” hususu ise açıkçası sakil bir tespittir.<br /><br /><strong>METİNDEN BAĞIMSIZ OLARAK, İLAMIN PRATİK SONUÇLARI AÇISINDAN BİR TESPİT</strong><br /><br />Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin vardığı gülünç sonuç kabul edilse; Türk vatandaşlarının AKS ve MERNİS kayıtlarını gerçeğe uygun tutmamaları halinde; bunlara karşı 21/2 usulüyle tebligat yapılabileceği, Türkiye’de yerleşik yabancıların ise bu kayıtlarını güncel tutmamaları veya gerçeğe aykırı şekilde beyan etmeleri halinde herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağı, yani bunlara muhtar aracılığıyla tebligat yapılamayacağı <strong><em>yani son aşamada</em></strong> yabancıların tebligat konusunda Türk vatandaşlarından <strong><em>daha elverişli</em></strong> bir konumda olduğu sonucu ortaya çıkacaktır. Bu, Anayasal eşitlik ilkesine aykırı olacağı gibi Türk vatandaşlarını hukukun çok önemli bir meselesi olan tebligat konusunda yabancılardan daha elverişsiz bir hale sokacak bir yorum olup, yıkılış dönemi Osmanlı kapitülasyonlarını aratmayacak niteliktedir. Neyse ki icra dairesi dilekçemizi okumuş, hatasından dönmüştür.<br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar, Dr. adayı</strong><br /><br /><strong>Bu yazı ilk olarak <a href="https://cemilsaar.com/tpost/tebligat-kanunu-21-2-yabancilara-tebligat">https://cemilsaar.com/tpost/tebligat-kanunu-21-2-yabancilara-tebligat</a> adresinde paylaşılmıştır.</strong><br /><br />cemilsaar@kstlawfirm.com | +90 535 416 9476 | <a href="https://www.linkedin.com/in/cemilsaar">linkedin.com/in/cemilsaar</a></div>]]></turbo:content>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title>Kripto Varlıklara İlişkin Davalarda Tazminat ve Aynen İade: Bir Somut Olay İncelemesi</title>
      <link>https://cemilsaar.com/tpost/kripto-varlik-tazminat-aynen-iade-davalari</link>
      <amplink>https://cemilsaar.com/tpost/kripto-varlik-tazminat-aynen-iade-davalari?amp=true</amplink>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 17:52:00 +0300</pubDate>
      <category>Hukuk</category>
      <enclosure url="https://static.tildacdn.com/tild6363-6637-4062-b064-323039343862/kripto-varlik-tazmin.png" type="image/png"/>
      <description>Kripto varlıklara ilişkin yargılamalarda aynen iade ve tazminat talepleri</description>
      <turbo:content><![CDATA[<header><h1>Kripto Varlıklara İlişkin Davalarda Tazminat ve Aynen İade: Bir Somut Olay İncelemesi</h1></header><figure><img alt="" src="https://static.tildacdn.com/tild6363-6637-4062-b064-323039343862/kripto-varlik-tazmin.png"/></figure><div class="t-redactor__text"><strong>Kripto Varlıklara İlişkin Yargılamalarda Tazminat ve Aynen İade Talepleri</strong><br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar</strong><br />cemilsaar@kstlawfirm.com | +90 535 416 9476 | linkedin.com/in/cemilsaar<br /><br /><em>Bu yazıda yer alan bilgiler yayım tarihi itibarıyla güncel olup, bu alan sık sık değişikliğe uğrayan bir mevzuatla düzenlenmektedir. Herhangi bir işlem öncesinde güncel mevzuatın teyit edilmesi ve avukat desteği alınması gerekir. Yine yazı kapsamında tüm bilgilere yer verilmemiş olup, temel noktalar aktarıldıktan sonra şahsen önemli gördüğüm sorunlara dikkat çekilmiş olduğundan bu yazı hukuki tavsiye niteliğinde değildir.</em><br /><br />Kripto varlıkların statüsü hakkında farklı yargı kararları çıkmaya devam ediyor. Mahkemenin, istihkak-aynen iade talebimizi reddederek tazminat talebimizin kabulüne karar verdiği, birçok boyutuyla düşündürücü bulduğum bir dosyanın özetini ve düşüncelerimi aşağıda paylaşacağım.<br /><br />Hırsızlık tarihindeki değeri yaklaşık 800.000 ABD doları olan (Ethereum, USDT ve USDC) kripto varlık ABD vatandaşı müvekkilimden çalınmıştır. Karar kanaatimce ilginçtir zira kripto varlıkların statüsü, tazminat taleplerinin yabancı para üzerinden kabul edilmesi konuları ile milletlerarası özel hukukçuları ilgilendiren, karşılıklılık konuları açısından tespitler içermektedir. Bu konuların her biri uygulamada ve öğretide tartışmalı konulardır. Dosyanın hakimi yargılamayı hızlı bir şekilde sürdürmüş olup, gördüğüm kadarıyla titizdi. Dolayısıyla hakimin kararını/tespitlerini akademik anlamda da merak ediyordum. Kararın bir diğer düşündürücü yanı ise sonucu itibarıyla dava kazanılmış olsa da adaletin tam olarak sağlanamamış olmasıdır. Buna ilişkin tespitlerim son paragraflardadır.<br /><br /><strong>Bakırköy 4. ASHM nezdinde davacısı olduğum yargılamadaki taleplerimiz terditli olarak şöyleydi:</strong><br /><br /><strong>1)</strong> Kripto varlıkların taşınır mal olduğunun kabulü ve bu kapsamda istihkak talebinin kabulüyle varlıkların aynen iadesine, akabinde İİK m. 24 kapsamında işlem yapılmasına karar verilmesi yani ilamda yazılı değer bulunmaması ve kripto varlıkların infaz anındaki değerinin dikkate alınması.<br /><br /><strong>2)</strong> Kripto varlıkların taşınır mal hükümlerine tabi olmadığının kabul edildiği ihtimalde kripto varlıkların dava tarihindeki değerinin ABD doları cinsinden tazmin edilmesi.<br /><br /><strong>3)</strong> Tüm taleplerin reddi halinde de kripto varlıkların çalınması neticesinde oluşan zararın Türk lirası cinsinden tazminine hükmedilmesi.<br /><br /><strong>Karşılıklılık Açısından:</strong><br /><br />ABD vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti’nde açtığı davalarda teminat yatırmalarının istenmediği zaten bilinen bir olgudur. Milletlerarası özel hukukta karşılıklılığın; sözleşmesel, yasal ve fiili olmak üzere üç tipi vardır. Temelde, ABD’de Türk vatandaşlarından teminat istenmemesi fiili karşılıklılığın varlığı açısından yeterlidir. Dolayısıyla somut olayda karşılıklılığın mevcut olduğu olgusunun tartışmaya açık bir tarafı aslında yoktur.<br /><br />Ancak bu yargılama açısından konunun, akademik olarak ilginç kısmı, (fiili karşılıklılık olayda mevcut olduğu için aslında pratik olarak ihtiyaç duymadığımız-akademik olarak merak ettiğimiz) sözleşmesel karşılıklılık meselesidir. Mahkemeye, Türkiye ve ABD arasında 1931 tarihinde imzalanmış bulunan bir sözleşmeyi sunduk. İlgili sözleşmede, “en ziyade müsaadeye mazhar millet muamelesi” kaydı bulunmakta olup, bu hükmün sözleşmesel karşılıklılığın varlığı için yeterli olup olmadığı meselesi kesin değildir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016 tarihli bir kararında, bu kaydın sözleşmesel karşılıklılığın varlığına işaret ettiği kabul edilmiştir.<br /><br />Bu doğrultuda, dava dilekçemizde ABD ve Türkiye Cumhuriyeti arasında hem sözleşmesel hem de fiili karşılıklılığın bulunduğunu delilleriyle birlikte mahkemeye sunmuş olduk. Her ne kadar karşılıklılığın bulunduğu yönündeki iddialarımız kabul edilmiş ve tarafımızdan uygulamada “yabancılık teminatı” olarak isimlendirilen teminat talep edilmemiş olsa da maalesef ne mahkeme ne de mahkemenin soru talebine cevap veren Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü, 1931 tarihli sözleşmeye ilişkin bir tespitte bulunmamıştır. Fiili karşılıklılığın varlığı tespit edilmiş ve bunun (haklı olarak) yeterli olduğu varsayılmış, akademik merakımız ne yazık ki giderilmeden, uyuşmazlığın esasına geçilmiştir.<br /><br /><strong>Kararda:</strong><br /><br /><strong>1)</strong> Kripto varlıkların taşınır mal olarak değerlendirilemeyeceğine ve dolayısıyla istihkak iddiasına konu olamayacağına hükmedilerek terditli istihkak ve İİK m. 24 uyarınca işlem yapılması taleplerimiz reddedildi.<br /><br /><strong>2)</strong> Tazminat talebimiz kabul edilmekle birlikte davacı müvekkilin ABD vatandaşı olmasına ve hayatını ABD doları üzerinden idame ettirmesine rağmen tazminata Türk lirası üzerinden hükmedildi.<br /><br />Kripto varlıkların taşınır mal olarak kabulünü talep etme sebebimiz tabi ki müvekkilin çıkarları açısından bunun daha iyi bir sonuç olacak olmasıydı. Bu yöndeki iddiamızı temellendirirken TMK m. 762’deki “… edinmeye elverişli … doğal güçler…” ifadesine ve çok değerli bir hocamızın uzman mütalaasına dayanmıştık. Bunun kabulü halinde İİK m. 24’e göre işlem yapılması halinde, ethereum’un yargılamanın başından bugüne kadar sağladığı değer kazancı nedeniyle ciddi bir kazanç sağlanabilecekti.<br /><br />İlk aşamadaki istihkak talebimizin reddi halinde ABD doları üzerinden tazminat talebimize dayanak olarak da çok sayıda gerekçe ortaya koyup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 11.11.2009 T., 2009/4–238 E. ve 2009/493 K. sayılı ilamı ile çeşitli dairelerin sair lehe kararları da mahkemeye sunulmuş olmakla birlikte ilk derece aşamasında bu talebimiz de kabul edilmeyip, tazminat talebimiz TL üzerinden kabul edilmiştir.<br /><br />Sonuç olarak (ilk derece yargılamasında) müvekkilin yaklaşık 800.000 USD tutarındaki zararının, davayı kazanmış olmamıza rağmen TL’nin yaşadığı değer kaybı ve hırsızlık tarihi itibarıyla ilgili tutarın yaklaşık 18.000.000 TL ediyor olması nedeniyle ancak bir miktarı açısından bir kazanım sağlayabilmiş olduk. Dosyanın elbette istinaf ve tenfiz gibi sair süreçleri devam edecek olup, bunların neticesinde tazmin edilen zararın artması mümkün ve muhtemeldir.<br /><br />Ancak şu an itibarıyla ortadaki sonuç; Türkiye Cumhuriyeti’nde 2022–2025 yılları arasında yabancı para, altın veya gümüş gibi değerli madenler veya kripto varlık gibi unsurlar kapsamında çeşitli nedenlerle yaşadıkları kayıplar kapsamında talepleri olan kişilerin, taleplerinde haklı olup davalarını etkin bir şekilde yürütüp kazansalar dahi zararlarının tamamını tazmin etmelerinin çok zor olduğudur.<br /><br />Ülkemiz olağanüstü bir kriz ortamındayken sonucun bu şekilde olması tabi ki şaşırtıcı değildir. Hukukun bu tarz durumları öngörmesini beklemek de elbette pek gerçekçi değildir. Ancak bu hususları kabul etmek, elde edilen sonucun adaleti tam olarak sağlayamayan bir sonuç olduğunu kabul etmeye de engel değildir.<br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar, Dr. adayı</strong><br /><br /><strong>Bu yazı ilk olarak <a href="https://cemilsaar.com/tpost/kripto-varlik-tazminat-aynen-iade-davalari">https://cemilsaar.com/tpost/kripto-varlik-tazminat-aynen-iade-davalari</a> adresinde paylaşılmıştır.</strong><br /><br />cemilsaar@kstlawfirm.com | +90 535 416 9476 | <a href="https://www.linkedin.com/in/cemilsaar">linkedin.com/in/cemilsaar</a></div>]]></turbo:content>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title>7464 Sayılı Kanun Kapsamında Yapılan Kısa Dönemli Konut Kiralamaları ve Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar</title>
      <link>https://cemilsaar.com/tpost/kisa-donemli-konut-kiralama-7464</link>
      <amplink>https://cemilsaar.com/tpost/kisa-donemli-konut-kiralama-7464?amp=true</amplink>
      <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 20:59:00 +0300</pubDate>
      <category>Hukuk</category>
      <enclosure url="https://static.tildacdn.com/tild3066-6339-4536-b231-383532656134/kisa-donemli-konut-k.png" type="image/png"/>
      <description>7464 Sayılı Kanun kapsamında yapılan kiralamalar ve mevzuatın uygulamasında karşılaşılan birtakım problemlere ilişkin tespitlerim.</description>
      <turbo:content><![CDATA[<header><h1>7464 Sayılı Kanun Kapsamında Yapılan Kısa Dönemli Konut Kiralamaları ve Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar</h1></header><figure><img alt="" src="https://static.tildacdn.com/tild3066-6339-4536-b231-383532656134/kisa-donemli-konut-k.png"/></figure><div class="t-redactor__text"><strong>7464 Sayılı Kanun, Bu Kapsamda Yapılan Kısa Dönemli Konut Kiralamaları ve Mevzuatın Uygulamasına İlişkin Birtakım Tespitlerim</strong><br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar</strong><br /><br />cemilsaar@kstlawfirm.com | +90 535 416 9476 | linkedin.com/in/cemilsaar<br /><br /><em>Bu yazıda yer alan bilgiler yayım tarihi itibarıyla güncel olup, bu alan sık sık değişikliğe uğrayan bir mevzuatla düzenlenmektedir. Herhangi bir işlem öncesinde güncel mevzuatın teyit edilmesi ve avukat desteği alınması gerekir. Yine yazı kapsamında tüm bilgilere yer verilmemiş olup, temel noktalar aktarıldıktan sonra şahsen önemli gördüğüm sorunlara dikkat çekilmiş olduğundan bu yazı hukuki tavsiye niteliğinde değildir.</em><br /><br /><strong>GİRİŞ</strong><br /><br />2 Kasım 2023 tarihli ve 32357 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7464 sayılı Kanun ve buna dayanılarak hazırlanıp, 28 Aralık 2023 tarihli ve 32413 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik ile kısa süreli konut kiralamalarına ilişkin ilk kapsamlı hukuki çerçeve oluşturulmuştur. O güne dek başta Airbnb, Booking ve Expedia olmak üzere çeşitli platformlar aracılığıyla sürdürülen ve hızla büyüyen bu sektör; tutarlı bir izin rejimine ya da özel bir vergi çerçevesine kavuşturulamamış, fiilen denetim dışında kalmış vaziyetteydi.<br /><br />Kanunun benimsediği temel yaklaşım, bu faaliyetten yeni bir vergi kaynağı yaratmayı ve faaliyeti daha güvenli hale getirmeyi amaçlamaktadır.<br /><br />Aşağıda, önce mevzuat bağlamında konut ve kiraya veren kavramları açıklanacak, akabinde mevzuatın temel çerçevesi soru-cevap formatında ele alınacaktır. Temel bilgilerin verilmesinin ardından uygulamada karşılaştığım, yabancı gerçek kişilere yönelik kolluk uygulamasına ilişkin ciddi sorunlar, bir somut olay incelemesi çerçevesinde ele alınacaktır.<br /><br />“Konut”; tapuda mesken olarak kayıtlı ya da konut amacıyla kat mülkiyeti/kat irtifakı bulunan bağımsız bölümdür. Tapu kaydında yalnızca “arsa” olarak yer alan taşınmazlar bu tanım kapsamına doğrudan girmemekle birlikte, yapı kayıt belgesinde “konut” ibaresinin yer alması şartıyla izin belgesi alınabilmesi mümkündür.<br /><br />“Kiraya veren”; konut üzerinde mülkiyet, intifa veya üst hakkı bulunan gerçek veya tüzel kişidir. Bu haklardan birine sahip olmayan kişiler, kiracılar dahil, mevcut yasal çerçeve kapsamında izin başvurusunda bulunma hakkına sahip değildir. “Kısa süreli kiralama” ise aynı kiracıya yüz günden fazla olmamak üzere yapılan konut kiralamasını ifade etmektedir.<br /><br /><strong>TEMEL KAVRAMLAR </strong><br /><br /><strong>1- Mevzuatın hukuki dayanağı ve amacı nedir?</strong><br /><br />7464 sayılı Kanun ve buna dayanılarak çıkarılan Yönetmelik, kısa süreli konut kiralamasının hukuki çerçevesini belirlemektedir. Yetkili kurum Kültür ve Turizm Bakanlığıdır. Düzenlemenin temel amaçları izin mekanizması aracılığıyla güvenliği artırmak, komşuluk huzurunu korumak ve vergi uyumunu sağlamaktır.<br /><br /><strong>2 – Kısa süreli kiralama için izin almak zorunlu mudur?</strong><br /><br />Evet, zorunludur. Başvuru işlemleri e-Devlet üzerinden gerçekleştirilmektedir. İzin belgesinin düzenlenmesinin ardından 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu kapsamındaki kimlik bildirme, terminal kaydı ve sair yükümlülükler de devreye girmektedir.<br /><br /><strong>3 – Geçici izin uygulaması neydi?</strong><br /><br />1 Ocak 2024’ten önce faaliyete başlayan gerçek veya tüzel kişiler için geçiş dönemi kapsamında geçici izin mekanizması öngörülmüş; 1 Şubat 2024’e kadar başvuru yapılması aranmıştır. Verilen geçici izinler 31 Aralık 2024 tarihi itibarıyla kendiliğinden geçersiz hale gelmiştir. Geçiş sürecini tamamlayamamış olanlar bakımından idari yaptırım rejimi işlemeye başlamıştır.<br /><br /><strong>4 – %25 kota uygulaması ve rezidans istisnası nasıl işlemektedir?</strong><br /><br />Üçten fazla bağımsız bölüm bulunan binalarda, aynı kiraya veren adına düzenlenebilecek izin belgesi sayısı toplam bağımsız bölüm sayısının yüzde yirmi beşiyle sınırlıdır. Beşin üzerinde başvuru yapılması halinde işyeri ruhsatı da zorunlu hale gelmektedir. Resepsiyon, güvenlik ve temizlik gibi hizmetleri sunan otel benzeri nitelikteki konutlar bu sınırlamadan muaf tutulmuştur; bu tür konutlarda izin belgesi doğrudan işleten şirket adına düzenlenebilmektedir. Söz konusu istisnanın tam kapsamı, idari uygulamada henüz tam netlik kazanmamış bir alan olmaya devam etmektedir.<br /><br /><strong>5 – Kat maliki muvafakati hangi hallerde gereklidir?</strong><br /><br />Blok yapılarda noter onaylı ve oybirliğiyle alınmış kat maliki kararının başvuruya eklenmesi zorunludur; bu şart vazgeçilemez bir nitelik taşımaktadır. Müstakil yapılar ve tek malikli binalar için muvafakat aranmaz. Uygulamada bu aşama, büyük konut komplekslerinde genellikle en zaman alıcı ve operasyonel açıdan en zorlu adımdır.<br /><br /><strong>6 – Başvuru için hangi belgeler gereklidir?</strong><br /><br />Kimlik ve imza belgeleri (tüzel kişiler için vergi kimlik numarası, MERSİS [Merkezi Sicil Kayıt Sistemi] numarası ve imza sirküleri); güncel tapu, gerekli hallerde “konut” ibareli yapı kayıt belgesi, paylı mülkiyet halinde malik muvafakatnamesi, kat malikleri oybirliği karar tutanağı, gerekli hallerde işyeri ruhsatı ve UETS adresi.<br /><br /><strong>7 – Aracı platformların yükümlülükleri nelerdir?</strong><br /><br />Kültür ve Turizm Bakanlığının resmi tebligatının ardından, izinsiz konut ilanlarının yirmi dört saat içinde kaldırılmaması halinde her bir konut için 100.000 TL idari para cezası ve erişim engeli yaptırımı uygulanabilmektedir.<br /><br /><strong>8 – Vergi yükümlülükleri nelerdir?</strong><br /><br />Başlıca vergi yükümlülükleri şunlardır:<br /><br />— Gelir Vergisi: Süreklilik arz eden kısa süreli kiralama faaliyeti ticari kazanç sayılır ve buna göre beyan edilmesi gerekir.<br /><br />— KDV: %20 standart oran uygulanır.<br /><br />— Konaklama Vergisi: KDV’den ayrı hesaplanır ve %2 oranında uygulanır. Ertesi ayın 26'sına kadar beyan zorunludur.<br /><br />— Turizm Payı: Brüt hasılat üzerinden binde beş (0,05%) oranında aylık beyan zorunludur.<br /><br />— e-Fatura: 1 Temmuz 2024 itibarıyla konaklama hizmeti sunanlar için zorunlu hale gelmiştir.<br /><br />Kiralamanın hangi aşamada “sürekli” ticari faaliyet niteliği kazandığı sorusu her olay özelinde ayrıca değerlendirilmelidir.<br /><br /><strong>9 – Tapu kaydı “arsa” olan taşınmazlarda izin belgesi alınabilir mi?</strong><br /><br />Potansiyel olarak evet; ancak yapı kayıt belgesinde “konut” ibaresinin yer alması zorunludur.<br /><br /><strong>10 – Tiny-house veya çekme karavan için izin belgesi alınabilir mi?</strong><br /><br />Çekme karavanlar Türk hukuku kapsamında römork olarak sınıflandırıldığından bu yapılar için izin belgesi alınması mümkün değildir. Sabit temelli prefabrik yapılar için, tapu kaydının usulüne uygun düzenlenmesi şartıyla başvuru yapılabilmesi mümkün olabilmektedir.<br /><br /><strong>11 – Konutun yalnızca bir odası kiraya verilebilir mi?</strong><br /><br />Resmi olarak hayır. İzin belgesi bir bağımsız bölümün tamamı için düzenlenmektedir; oda bazlı kiralama bu kanun kapsamında izin konusu yapılamamaktadır. Oda bazlı konaklama sunmak isteyenlerin pansiyon veya otel ruhsatı alması gerekmektedir.<br /><br /><strong>12 – Belediyeler tarafından ek harç alınabilir mi?</strong><br /><br />Evet. Bazı belediyeler Çevre Temizlik Vergisi bakımından farklı uygulamalara gidebilmekte ya da konaklama atığı ücreti gibi ek yükümlülükler getirmektedir. Uygulanabilecek yerel mevzuat her taşınmaz için ayrıca araştırılmalıdır.<br /><br /><strong>13 – Sigorta zorunlu mudur?</strong><br /><br />7464 sayılı Kanun kapsamında sigorta yasal bir zorunluluk değildir. Bununla birlikte, konutun geçici misafirlerce kullanılması göz önünde bulundurulduğunda uygun bir sigorta teminatı alınması kuvvetle tavsiye edilmektedir.<br /><br /><strong>14 – Kimlik bildirimi yapılmazsa ceza nedir?</strong><br /><br />1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu kapsamındaki bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde çok çeşitli idari para cezaları öngörülmekte olup, bu tutarlar her yıl yeniden değerlemeye tabidir. Güncel ceza tutarlarına ilişkin duyurular Emniyet Genel Müdürlüğünce paylaşılmaktadır.<br /><br /><strong>15 – İzin belgesi hangi hallerde iptal edilebilir?</strong><br /><br />Kira tabelasının asılmaması, kapasite aşımı, yanıltıcı ilan kullanılması, kimlik bildirimi eksikliği ve fiziksel denetim standartlarının karşılanamaması gibi ihlaller idari para cezası uygulanmasına ve izin belgesinin iptaline yol açabilmektedir.<br /><br /><strong>16 – Başvurum reddedildi; ne yapabilirim?</strong><br /><br />Başvurunun reddine ilişkin kararın tebliğ edilmesinden sonra Kültür ve Turizm Bakanlığına başvuru yapılması ve başvurunun reddedilmesi üzerine karara karşı iptal davası açma imkanları mevcuttur. Ancak bu prosedürün, yürütüldüğü ile göre yaklaşık 2 yıl sürebileceği gözetildiğinde, hukuk yoluna başvurmadan önce eksikliklerin giderilerek uzman yardımıyla konuyu idari usullerden çözmeye çalışmak önerilir.<br /><br /><strong>KOLLUK KUVVETLERİNİN HATALI UYGULAMALARI NEDENİYLE KARŞILAŞILABİLEN BİRTAKIM SORUNLAR: BİR SOMUT OLAY İNCELEMESİ</strong><br /><br />Buraya kadar ele alınan çerçeve, büyük ölçüde kiraya verenin izin, vergi ve idari uyum yükümlülüklerine ilişkindir. Ancak bu kanunun uygulamasında ortaya çıkan ve kanaatimce yeterince ele alınmayan başka bir boyut daha vardır: Kısa süreli kiralama yapılan yerlerde yürütülen kolluk denetimlerinde misafir konumundaki yabancı gerçek kişilere yönelik tutum ve bu tutumun hukuki sonuçları.<br /><br />Aşağıda bizzat karşılaştığım bir olayı aktaracağım; zira söz konusu olayın hem hukuki açıdan önemli hem de bu konudaki yazında gereği kadar incelenmeyen bir soruna dikkat çekeceğini umuyorum.<br /><br /><strong>SOMUT OLAY</strong><br /><br />Yakın zamanda karşılaştığım somut olayda, A isimli yabancı bir misafirin, müvekkilime ait olan bir taşınmazda kalmakta olduğu esnada, kolluk kuvvetleri ilgili taşınmaza denetime geldiler. Taşınmazda kalmakta olan yabancı şahıs aslında taşınmazı uzun süreli olarak (8-12 ay) kiralamak niyetinde olmasına rağmen, henüz taraflar arasında yazılı bir sözleşme imzalanmamıştı. Dolayısıyla ilgili olayda herhangi bir hukuka aykırılık da yoktu.<br /><br />Doğru bir uygulama düzleminde yapılacak denetimlerde; yabancı şahsa tercüman sağlanması, müdafi desteğine erişebileceği ve sessiz kalma hakkına sahip olduğu gibi (Miranda hakları) bilgilerin verilmesi gerekir. İfadesi alınan kişinin tehdit edilmesi, korkutulması gibi usuller ise hukuka aykırı olduğundan, bu tip taktiklere başvurulmaması gerekir.<br /><br />Olay yerine gelen polis memurları ise konaklama yapmakta olan şahsa sahip olduğu haklardan bahsetmeksizin, anlamadığı bir dilde sorular sorup sonra da yine şahsın anlamadığı bir dilde bir tutanak hazırlayarak bunu imzalaması gerektiğini beyan etmiştir. Taraflar arası tüm iletişim Google Çeviri gibi ilkel bir çeviri aracı kullanılarak yürütülmüş olup, profesyonellikten son derece uzak bir şekilde gerçekleşmiştir.<br /><br />Neye uğradığını haliyle anlamayan şahıs, büyük bir paniğe kapılarak tarafıma ulaştığında, “imzalamazsan seni karakola götürüp hakkında işlem yapacağız, uzun süre çıkamazsın” ve benzeri şekilde yapılan tehditler yüzünden ilgili tutanağı imzalamış vaziyetteydi. Tutanağı okuduğumda, Türkçe bilmeyen ve yanında ne avukat ne de tercümanı olan şahsın, “bu taşınmazı Airbnb sitesi üzerinde görüp kiraladım” şeklinde özetlenebilecek bir tutanağa imza atmış bulunduğunu gördüm.<br /><br />Elbette ilgili tutanağa dayanılarak hazırlanan para cezalarına karşı ivedilikle gerekli itirazları yapıp hukuk süreçleri başlattık. Ancak kanaatimce bu yaşananlar son derece endişe verici olduğundan hem hukuk uygulayıcıları hem de potansiyel mağdurlar açısından konuya dikkat çekmek amacıyla paylaşmak istedim. Bu tip durumlar maalesef idari denetime tabi konuların neredeyse tamamında sıklıkla yaşanmakta, avukat desteğine birtakım tutanaklar imzalandıktan sonra ulaşılması bazı hallerde avukatın herhangi bir etki yaratmasını imkansız hale dahi getirebilmektedir. Bu nedenle kolluk kuvvetlerinin hazırladığı hiçbir evrakın hukuki destek alınmadan imzalanmaması, kolluğun her zaman “karşı taraf” olduğunun kişilerce unutulmaması gerekmektedir.<br /><br />Özetle, Türkiye’de kısa dönemli kiralama yapmak isteyen herkesin hem müşterileri hem kendileri açısından gerekli önlemleri alabilmeleri adına bir avukatla çalışması hayati öneme sahiptir. Bu alanda faaliyet gösteren müvekkillerimizin, hukuka uygun bir şekilde kısa veya uzun dönemli kiralama yaptığı yerlerde kalan tüm yabancı müşterilerine hangi haklara sahip olduklarını anlatmak suretiyle bu tür hukuksuzlukların yaşanmasını önlemeye çalışıyoruz. Ancak uyguladığımız bu tedavi yalnızca semptomatiktir. Gerçek bir çözüm, kanun koyucuların yeni mevzuat yaratırken bu mevzuatı uygulayacak kişileri de özel bir eğitime ve bilgilendirmeye tabi tutması gerektiğini anladıkları gün söz konusu olacaktır. Yeni kanun çıkarıp, gri alanları denetime tabi tutmak elbette önemli ve gereklidir. Ancak çıkartılan yeni kanunu uygulayacak kişilere yeterli bir eğitim verilmediği veya belki bu alanda uzmanlaşacak özel birimler oluşturulmadığı sürece, çıkarılan kanunlar çözdükleri kadar yeni problem yaratmaya devam edecektir.<br /><br />Konuya dair son olarak dikkat çekmek istediğim nokta ise şudur: Bu tür, uzun vadeli düşünen bir devlet aklıyla çıkarılmışa benzemeyen, daha refleksif nitelikler arz eden düzenlemeler, Türkiye’de ticaret yapmak zaten son derece zorken bunu daha da zorlaştırmaktadır. Belki bu noktada bir okur; “rant arayıcı ve kollayıcı vaziyetteki ticari faaliyetleri de kolaylaştırmayalım” diyebilir. Ancak burada dikkat çekmeye çalıştığım, “uzun vadeli ve geniş düşünen bir üst akıl eksikliği” kendini bu yazının kapsamını fazlasıyla aşacak, çok çeşitli alanlarda daha göstermektedir. Vergi mevzuatımızın eskiliği, çalışma izni mevzuatındaki sorunlar, kolluk uygulamaları, yabancı ülkelerde düzenlenmiş vekaletnamelerin entegrasyonu problemleri bunlardan yalnızca bazılarıdır. Bütün bu sorunlar, özellikle yabancı yatırımcılar açısından doğru hukuki bilgiye sahip avukatla çalışmanın önemini son derece artırmakta, doğru ve etkin bir desteğe sahip olmayan yatırımcıların ise çok çeşitli sorunlarla karşılaşabilmesine neden olmaktadır.<br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar, Dr. adayı</strong><br /><br /><strong>Bu yazı ilk olarak <a href="https://cemilsaar.com/tpost/kisa-donemli-konut-kiralama-7464">https://cemilsaar.com/tpost/kisa-donemli-konut-kiralama-7464</a> adresinde paylaşılmıştır.</strong><br /><br />cemilsaar@kstlawfirm.com | +90 535 416 9476 | <a href="https://www.linkedin.com/in/cemilsaar">linkedin.com/in/cemilsaar</a></div>]]></turbo:content>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title>Yabancılara Konut Satışında KDV İstisnası: KDVK m. 13/i Rehberi</title>
      <link>https://cemilsaar.com/tpost/kdv-istisnasi-yabancilara-konut-satisi-13i</link>
      <amplink>https://cemilsaar.com/tpost/kdv-istisnasi-yabancilara-konut-satisi-13i?amp=true</amplink>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:24:00 +0300</pubDate>
      <category>Hukuk</category>
      <enclosure url="https://static.tildacdn.com/tild3764-3161-4131-b532-613336633037/kdv-istisnasi-yabanc.png" type="image/png"/>
      <description>3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu m. 13/i hükmü ve ilgili mevzuat kapsamında düzenlenmiş "ilk teslim" kavramına dair bir inceleme.</description>
      <turbo:content><![CDATA[<header><h1>Yabancılara Konut Satışında KDV İstisnası: KDVK m. 13/i Rehberi</h1></header><figure><img alt="" src="https://static.tildacdn.com/tild3764-3161-4131-b532-613336633037/kdv-istisnasi-yabanc.png"/></figure><div class="t-redactor__text"><em>3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu Madde 13/i Üzerine Bir İnceleme</em><br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar</strong><br /><br /><em>Bu yazıdaki bilgiler yayımlandığı tarih itibarıyla günceldir; bununla birlikte mevzuat sürekli gelişmekte ve değişmektedir. Herhangi bir işlem yapılmadan önce yürürlükteki mevzuatın teyit edilmesi ve hukuki danışmanlık alınması önem taşımaktadır. Ek olarak; bu yazıda tüm konulara yer verilmemiştir, temel bilgiler aktarıldıktan sonra kişisel veya mesleki nedenlerle şahsen önemli gördüğüm hususlara dikkat çekilmiş olup yazı bu hâliyle hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır.</em><br /><br /><strong>I. GİRİŞ</strong><br /><br />Türkiye'de konut ve iş yeri edinmek isteyen yabancılar ile yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları için vergi mevzuatı, belirli koşulları sağlamaları halinde önemli bir mali kolaylık sunmaktadır. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun ("KDVK") m. 13/1 fıkrasına 6824 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle eklenen (i) bendi, konut veya iş yeri olarak inşa edilmiş binaların ilk tesliminde katma değer vergisi istisnası öngörmektedir. 1 Nisan 2017'de yürürlüğe giren bu düzenlemenin iki temel amacı bulunmaktadır: Ülkeye döviz girişinin artırılması ve inşaat sektörünün desteklenmesi.<br /><br />İstisnanın uygulama esasları, 5 Mayıs 2017 tarihli ve 30057 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 12 Seri Nolu KDV Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (“12 Nolu Tebliğ”) ile belirlenmiştir. 7394 sayılı Kanun'un 1 Mayıs 2022 tarihinde yürürlüğe giren ilgili hükmü ve akabinde yayımlanan 42 Seri Nolu KDV Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile istisna kapsamındaki taşınmazlar için öngörülen zorunlu elde tutma süresi bir yıldan üç yıla çıkarılmıştır. Bu yazıda söz konusu istisnanın yasal çerçevesi, uygulama koşulları ve uygulamada karşılaşılan temel sorunlar ele alınmıştır.<br /><br /><strong>II. İSTİSNANIN KAPSAMI</strong><br /><br /><strong>A. Kapsama Giren Taşınmazlar</strong><br /><br />KDVK m. 13/i kapsamındaki istisna yalnızca konut veya iş yeri olarak inşa edilmiş, yapı ruhsatı bulunan ve alıcının kullanımına hazır hâlde fiilen teslim edilen taşınmazlar için geçerlidir. Kat irtifakı kurulabilen projelerde kat irtifakının da tesis edilmiş olması aranmaktadır. Konut kavramı geniş yorumlanmakta olup devre-mülk, rezidans ve apart-otel üniteleri gibi yapıları da kapsamaktadır. İş yeri için ise Vergi Usul Kanunu'nun 156. maddesi referans alınmakta; mağaza, ofis, depo, atölye ve benzeri ticari ya da sınaî faaliyet mekânları bu tanım dahilinde değerlendirilmektedir. Tarla, bağ, bahçe ve arsa gibi taşınmazlar ise istisnanın dışında kalmaktadır.<br /><br /><strong>B. "İlk Teslim" Şartı ve Dar Yorumu</strong><br /><br />İstisna, söz konusu taşınmazların yalnızca inşa eden mükellef tarafından yapılan birinci satışında uygulanmakta olup, sonraki el değişikliklerinde ise geçerli değildir. KDVK m. 13/i, “…ilk tesliminde…” ifadesini kullanarak aslında yoruma açık bir düzenleme yapmıştır. Dolayısıyla amaca uygun (teleolojik) bir yorum yapılarak ilk teslimin aslında istisnadan yararlanmak isteyen için ilk teslim anlamına geldiği, yalnızca muafiyet kapsamındaki ilk teslimleri kapsadığı düşünülebilir. Kanaatimce zaten amaca uygun bir düzenleme şekli bu olurdu. Ancak Gelir İdaresi Başkanlığı, üzerinde yeterince düşünülmemiş bir özelge yazarak, yapılacak tüm teslimleri ilk teslim kapsamına sokmuştur. Bu da ilgili özelge kapsamında yeterli nüansa yer verilmediği için uygulamada ciddi problemlere neden olmakta, özellikle büyük inşaat firmaları tarafından rahatlıkla kötüye kullanılmaktadır. Buna dair detaylı tespitlere, bu bölüm kapsamında gerekli ön bilgiler aktarıldıktan sonra gerçek bir olayı pratik çalışmaya çevirip anlattığım son kısımda yer verilmiştir.<br /><br />Gelir İdaresi Başkanlığı'nın 10.09.2018 tarihli ve 10360 sayılı özelgesinde ifade edildiği üzere: "Konut veya iş yerinin inşa edenlerden satın alınıp bir başkasına satılması hâlinde teslim, ilk teslim olarak değerlendirilemez." Bu yorumun özellikle sorunlu hâle geldiği alan, grup içi yapılardır. Aynı holdingin farklı bağlı şirketleri arasındaki tapu devirleri de "teslim" sayılmakta; dolayısıyla inşaatı gerçekleştiren şirketten holding bünyesindeki başka bir şirkete yapılan devrin ardından ilk teslim almak isteyen alıcıya yapılan satış, ilk teslim niteliğini yitirmektedir. Bu uygulama şekli kanımca hatalıdır. Zira KDVK m. 13/i'nin amacı ülkeye döviz girişini teşvik etmek ve ilk satış kanalıyla inşaat sektörünü desteklemektir. Daha önce KDV muafiyetine tabi tutulmamış devirlerin, “ilk teslim” niteliğinin yitirilmesine neden olması bu amaca hizmet etmemekte olduğu gibi aşağıda aktarılacak ek negatif dışsallıklara neden olmaktadır.<br /><br />İlgili özelgenin olmadığı veya kapsamının daraltıldığı bir senaryoda da bu şartlarda ilk teslim almak isteyen alıcılar açısından söz konusu taşınmaz yine ilk kez el değiştirecek, alıcı aslında taşınmazı ilk defa teslim alacaktır. Satıcı taraf da ilgili taşınmaz açısından ilk defa KDV muafiyetinden yararlanacak, dolayısıyla yaptığı diğer devirlerde herhangi bir vergi kaybına neden olmayacaktır. Hal böyleyken, ilgili mevzuat kapsamında “ilk teslim” lafzının bu şekilde yorumlanıyor olması, özellikle bağlı şirketleri olan büyük çaplı inşaat şirketleri açısından büyük bir kötüye kullanım imkanı doğurmakta, avukat desteği almaksızın taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzalamış alıcılar açısından da büyük bir öngörülemezlik ve risk doğurmaktadır.<br /><br />Kısacası kanaatimce "ilk teslim" kavramının yorumunu değiştirmek, mevzuata birtakım teslimlerin ilk teslim sayılmayacağını eklemek gerekmektedir. Aksi takdirde yazının sonunda aktaracağım sorunlar yaşanmaya devam edecektir.<br /><br /><strong>III. İSTİSNADAN YARARLANACAK ALICILAR</strong><br /><br /><strong>A. Yabancı Uyruklu Gerçek Kişiler</strong><br /><br />KDVK m. 13/i kapsamındaki birinci alıcı grubunu, Türkiye'de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler oluşturmaktadır. "Yabancı" kavramı 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 3/1-d maddesi çerçevesinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiyi ifade eder. Bu kanunun uygulanması açısından da bu tanım esas alınmaktadır.<br /><br />"Türkiye'de yerleşmiş olmama" ölçütü ise 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun ("GVK") 4. ve 5. maddeleri esas alınarak belirlenmektedir. GVK m. 4 uyarınca ikametgâhı Türkiye'de bulunanlar ile bir takvim yılı içinde Türkiye'de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (geçici ayrılmalar bu süreyi kesmez) Türkiye'de yerleşmiş sayılmaktadır. Bununla birlikte GVK m. 5 önemli bir ayrıksılık öngörmektedir: Belirli ve geçici görev ya da iş için Türkiye'ye gelen uzmanlar, memurlar, basın-yayın mensupları, tahsil-tedavi-istirahat amacıyla gelenler ile tutukluluk ve hükümlülük gibi elde olmayan nedenlerle Türkiye'de alıkonanlar, ülkede altı aydan fazla kalsalar dahi, yerleşmiş sayılmamaktadır. Uygulamada vergi daireleri bu belirlemeyi yaparken ilgili takvim yılına ait kolluk nezdindeki ülkeye giriş-çıkış kayıtlarını incelemekte; alıcının Türkiye'de ikamet ettiğine dair somut bir tespitle karşılaşılmaması hâlinde "Türkiye'de Yerleşik Olmadığına Dair Yazı" düzenlemektedir.<br /><br /><strong>B. Yurt Dışında Yaşayan Türk Vatandaşları</strong><br /><br />İkinci grubu, çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları oluşturmaktadır. Resmi daire ve müesseselere ya da merkezi Türkiye'de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup bunların işleri nedeniyle yurt dışında oturan Türk vatandaşları bu grubun kapsamı dışında tutulmuştur (GVK m. 3/1-2 ve KDVK m. 13/i hükümlerinin birlikte okunması uyarınca). Bu ayrım nedeniyle devlet kurumları bünyesinde yurt dışında görevlendirilen bir Türk vatandaşı bu istisnadan yararlanamaz; kendi inisiyatifiyle çalışma izniyle yurt dışına yerleşmiş kişiler ise yararlanabilir.<br /><br />İstisnadan yararlanabilmek için üç koşulun birlikte sağlanması gerekmektedir: Teslim tarihinde geçerli yurt dışı çalışma veya oturma iznine sahip olmak; söz konusu iznin teslim tarihinden en az altı ay önce alınmış olması; ve iznin alındığı tarih ile teslim tarihi arasında en az altı ay fiilen yurt dışında bulunulmuş olması. Satıcı mükellef, bu koşulların varlığını kanıtlayan ve Türkiye'deki elçilik ya da konsolosluklardan alınan resmî belgeyi teslimden önce almak zorundadır.<br /><br /><strong>C. Mavi Kart Sahipleri</strong><br /><br />5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca kendilerine mavi kart verilen ve Türkiye'de yerleşmiş olmayan gerçek kişilerin de KDVK m. 13/i kapsamındaki istisnadan yararlanabileceği kabul edilir. Mavi kart, çıkma izni alarak Türk vatandaşlığını bırakanların belirli istisnalar dışında Türk vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olduğunu belgeleyen resmî bir belgedir. Pasaport fotokopisi yerine mavi kartın fotokopisi ibraz edilmekte; bunun yanı sıra Türkiye’de yerleşik olmama açısından aynı şartlar aranmalıdır.<br /><br /><strong>D. Yabancı Kurumlar</strong><br /><br />Üçüncü grubu, kanuni ve iş merkezi Türkiye'de olmayan, bir işyeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye'de kazanç elde etmeyen yabancı kurumlar oluşturmaktadır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun (KVK) 3. maddesi uyarınca kanuni merkez; kuruluş belgelerinde gösterilen yer olup, iş merkezi ise işlemlerin fiilen toplandığı ve yönetildiği yerdir. Çok uluslu yapılarda iş merkezinin tespiti güçleşebilmekte; bu nedenle uygulamada özelge talebinde bulunulması önerilir.<br /><br /><strong>IV. UYGULAMA KOŞULLARI</strong><br /><br /><strong>A. Bedelin Döviz Olarak Türkiye'ye Getirilmesi</strong><br /><br />İstisnanın temel koşullarından biri, satış bedelinin döviz olarak Türkiye'ye getirilmesidir. Buna göre bedelin en az %50'sinin teslime ilişkin faturanın düzenlendiği tarihten önce; kalan kısmının ise en geç bir yıl içinde alıcı tarafından döviz olarak Türkiye'ye getirilerek satıcıya ödenmesi zorunludur. Döviz transferi Türkiye'deki bir bankaya uluslararası havale yoluyla gerçekleştirilebilir; fiziki olarak Türkiye'ye getirilmesi hâlinde ise gümrük idaresinden alınan belgeler ispat aracı işlevi görebilir. Yurt dışından döviz olarak getirilen bedelin satıcıya Türk lirası cinsinden ödenmesi de mümkün olmakla birlikte bu durumda döviz kurunu ve çevirimi belgeleyen banka dekontlarının muhafazası zorunludur. Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların uygulamaları farklılıklar gösterdiği için özellikle SWIFT kapsamında finansal yaptırımlara tabi ülke vatandaşlarının herhangi bir transfer yapmadan önce mutlaka doğru hukuki destek alması gerekmektedir. Aksi takdirde malvarlıkları bloke edilebileceği gibi yaptıkları transfer kanun kapsamındaki şartları sağlamayabilir ve bu nedenle yeniden (doğru usulde) transfer yapmaları gerekebilir.<br /><br /><strong>B. Döviz Alım Belgesi (DAB)</strong><br /><br />Döviz Alım Belgesi (DAB), yabancı para biriminin Türk lirasına çevrildiğini ya da tapu devri amacıyla yurt dışından transfer yapıldığını belgeleyen ve Türk bankaları tarafından düzenlenen resmî bir belgedir. Tapu müdürlükleri uygulamada bu belgeyi işlem öncesinde talep etmektedir. Satıcı mükellef, tahsilatı banka dekontları ve DAB ile kayıt altına almakla yükümlüdür. Dövizin fiziki olarak Türkiye'ye getirilmesi hâlinde gümrük beyannamesi, DAB'ın yerini tutmaktadır. KDV iadesi, satış bedelinin tamamının Türkiye'ye getirilerek satıcıya ödendiğinin belgelenmesinin ardından gerçekleştirilebilmektedir.<br /><br /><strong>C. Türkiye'de Yerleşik Olmadığına Dair Yazı</strong><br /><br />Yabancı uyruklu gerçek kişi alıcıların istisnadan yararlanabilmesi için konut veya iş yerinin bulunduğu yer Vergi Dairesi Müdürlüğü'nden "Türkiye'de Yerleşik Olmadığına Dair Yazı" alınması ve bu belgenin teslimden önce satıcıya ibraz edilmesi zorunludur. Belge, Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesindeki yerel vergi dairelerince hazırlanmakta ve Vergi Dairesi Müdürü imzasıyla tesis edilmektedir. Güvenli elektronik imzayla düzenlenen yazının özgünlüğü https://ivdb.gib.gov.tr adresi üzerinden doğrulanabilmektedir.<br /><br />Başvuruda ibraz edilmesi gereken belgeler şunlardır: Alıcının pasaport fotokopisi ve yeminli tercümesi, kendi ülkesinden alınan ve yurt dışında ikamet ettiğini gösteren belge ile tercümesi, tapu ya da gayrimenkul satış sözleşmesi, Emniyet Müdürlüğü'nden temin edilecek son bir yıla ait Türkiye’ye giriş-çıkış kayıtlarını gösterir belgesi. Alıcı adına vekaleten işlem yürütülecekse vekaletnamede vergi daireleri, emniyet müdürlükleri, göç idareleri ve tapu müdürlükleri nezdinde temsil yetkisinin açıkça sayılması, yapılacak döviz alım belgesi, giriş çıkış sorgusu, gibi tüm özel hususlara dair yetkilerin vekaletnamede spesifik olarak yer alması, ne yazık ki zorunludur. Vekaletnamelerin bu konuda tecrübeye sahip bir avukat tarafından titizlikle hazırlanması, kurumların garip, öngörülemez ve kendine özgü talepleri nedeniyle elzem olup, aksi halde sonradan ek vekalet yükü doğurabilmektedir. Türkiye’de çoğu kurum kendi bünyesindeki müdürlerin bakış açısı doğrultusunda kanuni dayanağı olmaksızın keyfi uygulamalar oluşturduğu, vekaletnamelere çeşitli, aslında gereksiz, hususlar eklenmesini talep edebildiği için bu kurumlarla daha önce mücadele edilmediyse vekaletin içeriği noktasında mutlaka tecrübeli birine danışılması gerekmektedir.<br /><br />Başvurunun tamamlanması üzerine vergi dairesi, ibraz edilen belgelerle kendi kayıtlarını karşılaştırmakta; ilgili takvim yılında alıcının Türkiye'de yerleşmiş olduğuna dair herhangi bir tespitle karşılaşılmaması hâlinde yazıyı düzenlemektedir. Sürecin yine memurların keyfi uygulamaları veya ilgili kurumun yoğunluğu nedeniyle bazen birkaç gün bazen ise birkaç hafta sürebildiği göz önünde bulundurulmalı ve belge temin / hazırlık süreçleri planlanan teslim tarihinden en az 6 ay önce başlatılmalıdır.<br /><br /><strong>D. Satıcı Mükellefin Yükümlülükleri</strong><br /><br />Satıcı mükellef; belge toplama, bildirim ve beyan olmak üzere üç temel yükümlülükle karşı karşıyadır. Belge yükümlülüğü kapsamında yabancı uyruklu alıcılar için pasaport fotokopisi ile vergi dairesinden alınan yerleşiklik belgesi teslimden önce temin edilmelidir. Bildirim yükümlülüğü gereği teslimin KDVK m. 13/i kapsamında KDV'den istisna tutularak gerçekleştirildiği Tapu Müdürlüğü'ne bildirilmeli; tapu kütüğünün beyanlar hanesine üç yıllık elde tutma şerhinin işletilmesi sağlanmalıdır. Beyan yükümlülüğü açısından ise istisna kapsamındaki satış, KDV beyannamesinin "Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler" tablosunda 328 kod numaralı "Konut veya İş Yeri Teslimleri" satırında, KDV hariç bedel ile yüklenilen KDV tutarları yazılarak beyan edilmelidir.<br /><br /><strong>V. YAPTIRIMLAR VE KDV İADESİ</strong><br /><br /><strong>A. Üç Yıl Elde Tutma Yükümlülüğü</strong><br /><br />7394 sayılı Kanun ve 42 Seri Nolu KDV Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile 1 Mayıs 2022 tarihinden itibaren istisna kapsamında edinilen taşınmazların zorunlu elde tutma süresi bir yıldan üç yıla uzatılmıştır. Tapu müdürlükleri, ilgili taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesine "üç yıl içinde elden çıkarılması hâlinde zamanında tahsil edilemeyen verginin 6183 sayılı Kanun'un 48. maddesi kapsamında tecil faiziyle birlikte ödeneceğine" dair şerh düşmektedir. Bu şerhin kaldırılarak tapu devrinin gerçekleştirilebilmesi için söz konusu verginin tapu işleminden önce elden çıkaran tarafından ödenmesi zorunludur.<br /><br /><strong>B. Müteselsil Sorumluluk</strong><br /><br />KDVK m. 13/i'nin öngördüğü koşulları taşımadığı hâlde istisnanın uygulandığının tespit edilmesi durumunda, zamanında tahsil edilemeyen vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden satıcı mükellef ile alıcı müteselsilen sorumludur. Müteselsil sorumluluk; vergi idaresinin borçluların herhangi birine başvurarak borcun tamamını talep edebilmesine imkân tanıyan ve zincirleme sorumluluk yaratan bir hukuki mekanizmadır. Bu düzenlemenin pratik sonucu son derece önemlidir: Satıcı, sahte ya da eksik belgelerle işlem yapması hâlinde alıcıyla birlikte vergi borcu altına girmekte; alıcı ise kendi koşullarını taşımadığı hâlde istisnadan yararlanması durumunda satıcıyla aynı hukuki riski paylaşmaktadır. Bu nedenle belge kontrolü hem satıcı hem de alıcı açısından bir zorunluluktur.<br /><br /><strong>C. KDV İade Süreci</strong><br /><br />İstisna kapsamındaki teslim KDV beyannamesinde beyan edildikten sonra satıcı mükellef yüklenilen KDV'nin iadesini talep edebilir. İade talebi, teslim dönemini izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar ilgili dönem beyannamelerine yüklenilen KDV tutarı yazılmak suretiyle vergi dairesine iletilmelidir. Mahsup ya da nakden iade talep eden mükellefler, standart iade dilekçesi ile destekleyici belgeleri vergi dairesine ibraz etmek durumundadır. İadenin ön koşulu olarak satış bedelinin tamamının Türkiye'ye getirilerek satıcıya ödendiğinin tevsiki aranmaktadır; bedelin tamamı ödenmeden yapılan kısmi iade talepleri kabul görmemektedir.<br /><br /><strong>VI. SOMUT OLAY: HOLDING YAPISI, "İLK TESLİM" TUZAĞI VE HUKUKİ DANIŞMANLIĞIN ÖNEMİ</strong><br /><br />Yakın dönemde yönettiğim bir dosya, dar yorumlanan "ilk teslim" şartının yabancı alıcıları nasıl sıkıştırabileceğini ve sözleşme öncesinde hukuki danışmanlık alınmamasının nasıl kalıcı sonuçlar doğurabileceğini somut biçimde ortaya koymaktadır.<br /><br />Müvekkil, bünyesinde birden fazla bağlı şirket barındıran büyük bir inşaat grubundan konut satın almak istemiştir. Grup bünyesinde S adlı bir ana holding şirketi ile bu holdingin iştirakleri konumundaki A ve T şirketleri bulunmaktadır. Ben sürece dahil olmadan önce müvekkil, inşaat grubu temsilcileriyle görüşmüş ve bu görüşmeler sonucunda taşınmazın A şirketinden teslim edileceğine dair bir finansal kiralama ve taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzalamıştır. Sözleşmede teslim eden taraf olarak A şirketi gösterilmekle birlikte A’nın sözleşmesel yükümlülüklerini devredilebileceği de düzenlenmiştir.<br /><br />Müvekkil aslında ilgili taşınmazı KDV muafiyetinden yararlanarak satın alma niyetinde olduğundan, ilgili sözleşmede bunun garantiye alınması gerekirdi. Bu da sözleşmenin imzasından önceki bir süreçte taşınmazın gerçekten A’nın adına kayıtlı olduğunun teyidi ve A’nın taşınmazı müvekkil dışında birine devrini yasaklayan bir düzenleme ile veya başka çeşitli tazminat hükümleri eklenmesi gibi yollarla sağlanabilirdi.<br /><br />Ancak süreç ilerleyip devir aşamasına geldiğinde inşaat grubu, taşınmazın tapu kaydının A şirketine değil, holding bünyesindeki T şirketine ait olduğunu bildirmiştir. Grup bu nedenle devrin yalnızca T üzerinden yapılabileceğini, müvekkilin devri A’dan almakta ısrar ederse KDV ödemek zorunda kalacağını öne sürmüştür. İşin başında hukuki destek almamış müvekkilin de bu nedenle gelinen noktada elleri bağlıydı: T üzerinden tapu devri KDVK m. 13/i kapsamında "ilk teslim" sayılabilecekken, öncesinde T'den A'ya bir devir gerçekleştirilmesi hâlinde bu devir vergi hukuku anlamında ilk teslim sayılmayacak ve ardından müvekkile yapılacak satış istisnadan yararlanamayacaktı.<br /><br />İnşaat grubu bu açmazı, müvekkile ikili bir belge imzalatarak çözmeye çalıştı. Müvekkile önce A şirketiyle imzaladığı sözleşmenin ibrasına yönelik evrakı imzalamasını; ardından doğrudan T şirketiyle yeni bir satış sözleşmesi kurmasını söyledi. Bunu yaparken de T ile imzalayacağı sözleşmeyi geriye dönük imzalamasını söyledi. Teorik olarak bu yapı, T'nin taşınmazı doğrudan müvekkile ilk kez teslim ettiği görünümünü yaratmaktaydı. Ne var ki bu çözüm alıcının inisiyatifiyle değil, tamamen satıcı grubun iç organizasyon tercihlerinin dayatmasıyla şekillendi; müvekkil ise başlangıçta imzaladığı sözleşme kapsamında aslında kaderini tamamen satıcı holding yapının inisiyatifine bıraktığını öğrenmiş oldu.<br /><br />Bu tablo, mevcut uygulamanın ciddi bir zafiyetini gözler önüne sermektedir. Vergi idaresi ve mahkemeler "ilk teslim" kavramını satıcı taraftaki tüzel kişiliklere göre belirlemekte; taşınmazın gerçek anlamda piyasaya ilk kez sunulup sunulmadığına veya ilgili taşınmaz açısından bu muafiyetten yararlanıp yararlanmadığına bakılmaksızın grup içi her devri bağımsız bir teslim saymaktadır. Oysa somut olayda, yabancı alıcı açısından taşınmaz gerçekten ilk kez el değiştirmekte olup, daha önce ilgili taşınmaz için KDV muafiyetinden yararlanılması da söz konusu değildi. Düzenlemenin amacına hizmet eden ve negatif dışsallıklara neden olmayacak yorumu, bu gibi halleri de ilk teslim kapsamına sokan yorum olacaktır. Ancak hal böyle olmadığı ve müvekkil tarafıma tüm evrakı kimseye danışmaksızın imzalayıp, ancak sorunlar başladıktan sonra ulaştığı için uzun bir mağduriyet yaşamış oldu.<br /><br />Bu uyuşmazlıktan çıkan en önemli ders, salt vergi hukukunun da ötesine geçmektedir: Yabancı uyruklu veya yabancı olmamakla birlikte vergi mevzuatı hakkında gerekli bilgiye sahip olmayan alıcıların, sözleşme imzalamadan önce hukuki danışmanlık alması bir tercih değil, zorunluluktur. Hangi tüzel kişiliğin söz konusu taşınmazın tapusunu elinde bulundurduğu, satıcı grubun kurumsal yapısı ve her bir şirketin KDVK m. 13/i kapsamındaki istisna ile ilişkisi, noterde ön sözleşme kurulmadan önce netleştirilmesi gereken konulardır. Bu dosyada sonuca ulaşmamız mümkün oldu; ancak müvekkilin ibraname imzalamak ve yeni bir sözleşme kurmak zorunda kalması, ilgili holdingin kötü niyetli davranışları nedeniyle sürecin çok uzaması gibi durumlar ve bunların doğurduğu ek manevi ve finansal maaliyetler, hukuki danışmanlığın sözleşme aşamasından sonraya bırakılmasının bedelini ödetmiş oldu.<br /><br /><strong>VII. SONUÇ</strong><br /><br />KDVK m. 13/i, Türkiye'de gayrimenkul edinmek isteyen yabancı alıcılara konutun büyüklüğüne bağlı olarak satış bedelinin yüzde onundan yüzde yirmisine uzanan önemli bir mali avantaj sunmaktadır. Bununla birlikte istisnanın uygulanması, birbiriyle zincirleme bağlantılı ve her biri ayrı özen gerektiren koşulların eş zamanlı olarak sağlanmasına bağlıdır: inşaatçıdan ilk elden alım zorunluluğu, döviz transferi ve bunun ispatı şartı, vergi dairesinden teslim öncesi alınacak yerleşiklik yazısı ve üç yıllık elde tutma yükümlülüğü.<br /><br />"İlk teslim" şartının mevcut uygulamada dar yorumlanması ise başlı başına bir sorun oluşturmaktadır. Grup içi devir geçmişi olan bir taşınmazın, gerçek anlamda piyasaya ilk kez çıkmasına karşın istisnadan mahrum kalması, düzenlemenin döviz girişi ve inşaat sektörünü teşvik etme amacıyla örtüşmemekte, bu gibi öngörülmez negatif dışsallıklara neden olmaktadır. Bu nedenle "ilk teslim" kavramının, yukarıda belirtildiği üzere KDV muafiyetinden yararlanılıp yararlanılmadığına odaklanan bir yorumla uygulanması veya somut olaydaki gibi durumlar açısından istisna öngören bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.<br /><br />Müvekkil, bu sürece yalnızca inşaat firmasının “büyük” oluşuna güvenerek girmiş, bu süreç neticesinde tam tersine asıl “büyük” firmalara güvenmemesi gerektiğini, hukuki destek alınmaksızın ilerlemenin sonuçlarını ciddi bir finansal maaliyet ile öğrenmiş oldu. Diğer alıcıların da bu dersleri aynı acı reçete karşılığında öğrenmemesi için bu tecrübeden yararlanmasını dilerim. Satıcının kurumsal yapısı, tapu kaydının hangi tüzel kişilikte bulunduğu ve döviz transfer süreçleri; noter sözleşmesi ya da herhangi bir ön taahhüt belgesinden önce netleştirilmesi gereken konular olup, bu aşamalarda yapılan bir yanlışlık ya da ihmal, ileride telafisi son derece güç ve kimi zaman imkânsız sonuçlar doğurabilmektedir.<br /><br />İlk teslim düzenlemesinin, sağlamayı amaçladığı faydalar dışında birçok zarara ve negatif dışsallığa neden olduğunun fark edilerek değiştirileceğini, bu yazıyı okuyanların herhangi bir işin sonunda değil – başında gerekli hazırlıkları yaparak potansiyel zararlardan kurtulacağını temenni ediyorum.<br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar, Dr. Adayı</strong><br /><br /><strong>Bu yazı ilk olarak <a href="https://cemilsaar.com/tpost/kdv-istisnasi-yabancilara-konut-satisi-13i">https://cemilsaar.com/tpost/kdv-istisnasi-yabancilara-konut-satisi-13i </a>adresinde paylaşılmıştır.</strong><br /><br />cemilsaar@kstlawfirm.com | +90 535 416 9476 | <a href="https://www.linkedin.com/in/cemilsaar">linkedin.com/in/cemilsaar</a></div>]]></turbo:content>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title>Çok Uyruklu Yabancı Yatırımcıların Karşılaşabildiği Potansiyel Vergi Numarası Sorunu</title>
      <link>https://cemilsaar.com/tpost/cok-uyruklu-yatirimci-potansiyel-vergi-numarasi-sorunu</link>
      <amplink>https://cemilsaar.com/tpost/cok-uyruklu-yatirimci-potansiyel-vergi-numarasi-sorunu?amp=true</amplink>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <category>Hukuk</category>
      <enclosure url="https://static.tildacdn.com/tild3064-3831-4463-a463-646134383835/cok-uyruklu-potansiy.png" type="image/png"/>
      <description>Birden fazla yabancı vatandaşlık sahibi yatırımcılar ve karşılaşabildikleri potansiyel vergi numarası sorunu hakkında değerlendirmelerim.</description>
      <turbo:content><![CDATA[<header><h1>Çok Uyruklu Yabancı Yatırımcıların Karşılaşabildiği Potansiyel Vergi Numarası Sorunu</h1></header><figure><img alt="" src="https://static.tildacdn.com/tild3064-3831-4463-a463-646134383835/cok-uyruklu-potansiy.png"/></figure><div class="t-redactor__text"><br /><strong>Av. Cemil Şaar</strong><br /><br /><em>Bu yazıdaki bilgiler yayımlandığı tarih itibarıyla günceldir; bununla birlikte mevzuat sürekli gelişmekte ve değişmektedir. Herhangi bir işlem yapılmadan önce yürürlükteki mevzuatın teyit edilmesi ve hukuki danışmanlık alınması önem taşımaktadır. Ek olarak; bu yazıda tüm konulara yer verilmemiştir, temel bilgiler aktarıldıktan sonra kişisel veya mesleki nedenlerle şahsen önemli gördüğüm hususlara dikkat çekilmiş olup yazı bu hâliyle hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır.</em><br /><br /><strong>I. GİRİŞ</strong><br /><br />Yabancı uyruklu gerçek kişiler, çalışma izni mevzuatının öngördüğü ve sair şartları yerine getirmek suretiyle Türkiye'de şirketlerin yüzde yüzüne ortak olabilmekte; çoğu durumda Türkiye'de fiziki olarak bulunmaksızın, vekâletname aracılığıyla şirket kurulumu gerçekleştirebilmektedir. Uygulamada şirket kuruluş süreci ilgili ticaret sicil müdürlüklerinin yoğunluğuna ve yapılan ön hazırlığa göre genellikle bir veya iki hafta içerisinde sonuçlanmakta olup temel prosedür görece basittir.<br /><br />Aslında küçük ve son derece basit bir prosedür olan potansiyel vergi numarası alınması, birden fazla yabancı vatandaşlığa sahip gerçek kişiler açısından gizli bir sorun barındırmaktadır. Bu sorun tahminimce kanun koyucu tarafından amaçlanmamış, öngörülmemiş bir niteliktedir zira söz konusu olabileceği senaryo da son derece nadirdir. Birden fazla yabancı vatandaşlığa sahip bir müvekkilimin vergi numarası alınması aşamasında öğrendiğim bu sorunla şahsen de sadece bir defa karşılaşmış bulunmaktayım.<br /><br />Dolayısıyla ufak ama önemli bir soruna dikkat çekme amaçlı bu yazı da kısa ve konu odaklı tutulmuş olup, şirket kurulumuna veya Ticaret Hukukuna dair detaylı bilgilere veya uzun sistemik tartışmalara burada yer verilmemiştir.<br /><br /><strong>II. POTANSİYEL VERGİ KİMLİK NUMARASI: TEMEL BİR GEREKLİLİK</strong><br /><br /><strong>A. Potansiyel Vergi Numarasının Fonksiyonu</strong><br /><br />Türkiye'de herhangi bir ticari faaliyette bulunmak, banka hesabı açmak, taşınmaz edinmek veya şirket kurmak isteyen yabancı uyruklu gerçek kişilerin öncelikle bir potansiyel vergi numarası alması gerekmektedir.<br /><br />Vergi Kimlik Numarası 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun ("VUK") 8. maddesi kapsamında her türlü vergisel işlemin temel referans noktasını oluşturur ve uygulamada neredeyse her resmî işlemde ibrazı istenen bir tanımlayıcı işlev görmektedir. Potansiyel vergi numarası da buradan sadır olmamakla birlikte Türkiye’de vergi mükellefiyeti olmayan kişiler açısından tanımlayıcı görevi görmesi suretiyle benzer bir fonksiyona sahiptir.<br /><br /><strong>B. Yabancı Uyruklu Gerçek Kişiler İçin Potansiyel Vergi Numarasının Alınması</strong><br /><br />Yabancı uyruklu gerçek kişiler, potansiyel vergi numarasını yetkili bir vergi dairesine bizzat başvurarak ya da Gelir İdaresi Başkanlığı'nın ("GİB") Dijital Vergi Dairesi (dijital.gib.gov.tr) üzerinden çevrimiçi olarak alabilmektedir. Çevrimiçi sistem, başvurucu tarafından girilen pasaport bilgilerinin Türkiye'ye giriş kayıtlarıyla —yani göç idaresi veri tabanındaki kayıtlarla— çapraz doğrulanmasına dayanmaktadır. Giriş kaydıyla örtüşen pasaport bilgileriyle sisteme girilmesi durumunda vergi kimlik numarası tanımlanmakta; aksi hâlde sistem işlemi tamamlayamamaktadır.<br /><br /><strong>III. BİRDEN FAZLA UYRUKLULARIN KARŞILAŞTIĞI GİZLİ PROBLEM</strong><br /><br /><strong>A. Sorun</strong><br /><br />Birden fazla vatandaşlık sahibi olmak, yaklaşık son 50 yıldır, daha spesifik olarak da son 20 sene içerisinde giderek yaygınlaşmış bir durum olup, bu haliyle insanlık tarihinde son derece yenidir. Kanaatimce vatandaşlık kavramı, ulus devletlerin ortaya çıkışı ile birlikte sahip olmaya başladığı anlamını kaybetmeye devam edecek olup, bu da ilgili mefhumun yaygınlığını arttıracaktır.<br /><br />Türkiye'ye giriş yapan ve birden çok vatandaşlığa sahip yabancı yatırımcı, haliyle ülkeye sahip olduğu pasaportlardan birini kullanarak girecektir. GİB'in sistemi vergi kimlik numarasını, kişinin Türkiye'ye girişte kullandığı pasaporttaki bilgilerle eşleştirmektedir. Bu nedenle A pasaportuyla Türkiye'ye giriş yapan çok uyruklu bir kişi, vergi kimlik numarasını yalnızca o pasaport numarasıyla ilişkilendirilmiş şekilde alabilmektedir. Aksi halde kişinin emniyet / göç idareleri tarafından temin edilmiş bilgileri ile potansiyel vergi numara başvurusunda kullandığı bilgileri uyuşmamakta, numara temin edilememektedir.<br /><br />Konu ilk bakışta teknik bir ayrıntı gibi görünebilir; ancak pratikte, çok sınırlı vakalarda, önemli bir sorun ortaya çıkabilmektedir. Çok uyruklu kişiler seyahat ederken farklı nedenlerle farklı pasaportlarını kullanabilmektedir. Dolayısıyla Türkiye'ye girerken tercih edilen pasaport, her zaman kişinin ticari veya yatırım faaliyetlerinde esas almayı planladığı pasaport olmayabilir. Böyle bir senaryoda ise Türkiye'ye A ülkesinin pasaportuyla giriş yapmış olan kişi, B ülkesinin pasaport numarasını esas alarak potansiyel vergi numarası almak istediğinde sistemi geçemeyecektir. Ülkeye yeniden giriş yapmak gibi yollarla diğer pasaportunu da sisteme kaydetmesi gerekecek veya yatırımını girişte kullandığı pasaportuyla yapmak zorunda kalacaktır.<br /><br /><strong>B. Sebebi</strong><br /><br />Tespit edebildiğim kadarıyla söz konusu bağlantı mekanizması, açık bir yasal düzenlemenin değil, GİB veri tabanının göç idaresi kayıtlarıyla kurduğu teknik entegrasyonun bir ürünüdür. Başka bir ifadeyle çok uyrukluların yalnızca giriş pasaportlarıyla vergi kimlik numarası alabileceğini açıkça düzenleyen bir kanun maddesi ya da yönetmelik hükmü, tarafımca tespit edilememiştir.<br /><br />Bu durum birkaç soruyu gündeme taşımaktadır: Bu sonuç, bilinçli bir politika tercihinin mi yoksa konunun etraflıca düşünülmemiş olmasının mı ürünüdür? Eğer bir politika tercihiyse bunun hukuki dayanağı nedir ve bu tercih, yabancı yatırımcıları teşvik etmeye yönelik genel politika hedefleriyle ne ölçüde örtüşmektedir? Çok uyrukluların farklı pasaportlarını idari açıdan mutabık kılmasına imkân tanıyacak bir mekanizma neden öngörülmemiştir?<br /><br />Bu tip sorularda neredeyse her zaman olduğu gibi kanaatimce yine bu olayda da cevap Occam’ın usturası ile bulunacaktır. İnsanlarca kurulan tüm sistemlerde olduğu gibi burada da basit bir özensizlik söz konusu olup, idare bu durumu gözetememiştir. En olası cevap budur.<br /><br /><strong>IV. SONUÇ</strong><br /><br />Türkiye'de yabancı yatırımcı olarak şirket kurmak, prosedürel açıdan görece erişilebilir bir süreçtir. Yasal çerçeve yabancı yatırımı açıkça mümkün kılmakta; dijitalleşen altyapı ise uzaktan işlem yapılabilmesine olanak tanımaktadır.<br /><br />Dijitalleşme süreci kapsamında ortaya çıkan; düşünülerek değil de ancak uygulama neticesinde öğrenilebilecek sistemsel sorunların çözümü, bu sorunların ilgili makamlarca öğrenilmesi üzerine mümkün olabileceğinden, yazının bu kişilere de ulaşmasını temenni ediyorum.<br /><br />Yukarıda da belirttiğim üzere bu küçük ama büyük etkileri olabilen sorun açısından çözüm son derece basittir. Birden fazla pasaport sahibi kişilerin sahip olduğu tüm pasaportları vergi numarası iktisabında kullanabilmesi veya yine dijital sistem üzerinden bir tür “sonradan entegre etme” imkanı tanınması ile mesele çözülebileceği gibi bir adım ileriye gidip, etkin bir şekilde denetlenecek olması kaydıyla, kişilere Türkiye’ye girişte tüm pasaportlarını beyan etme zorunluluğu da yüklenebilir.<br /><br />Bu gibi beklenmedik sonuçlarla karşılaşmamak adına Türkiye’de yatırım yapmayı planlayan kişilerin alacakları hukuki desteği, harekete geçmeden önce alması, kendilerini bu ve benzeri “gizli” risklerden koruyacaktır.<br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar</strong><br /><br /><strong>Bu yazı ilk olarak <a href="https://cemilsaar.com/tpost/cok-uyruklu-yatirimci-potansiyel-vergi-numarasi-sorunu">https://cemilsaar.com/tpost/cok-uyruklu-yatirimci-potansiyel-vergi-numarasi-sorunu</a> adresinde paylaşılmıştır.</strong><br /><br />cemilsaar@kstlawfirm.com | +90 535 416 9476 | <a href="https://www.linkedin.com/in/cemilsaar">linkedin.com/in/cemilsaar</a></div>]]></turbo:content>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title>Türk Hukukunda Kripto Varlık, İtibari Para Ve Elektronik Para: Yasal Tanımlar Ve Aralarındaki Sınırlar</title>
      <link>https://cemilsaar.com/tpost/kripto-varlik-itibari-para-elektronik-para-tanimlari</link>
      <amplink>https://cemilsaar.com/tpost/kripto-varlik-itibari-para-elektronik-para-tanimlari?amp=true</amplink>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 20:43:00 +0300</pubDate>
      <category>Hukuk</category>
      <enclosure url="https://static.tildacdn.com/tild3261-3132-4163-b862-633663366536/kripto-varlik-itibar.png" type="image/png"/>
      <description>6362 Sayılı Kanun, 6493 Sayılı Kanun ve İlgili İkincil Mevzuat Kapsamında Bir Kavram Haritası</description>
      <turbo:content><![CDATA[<header><h1>Türk Hukukunda Kripto Varlık, İtibari Para Ve Elektronik Para: Yasal Tanımlar Ve Aralarındaki Sınırlar</h1></header><figure><img alt="" src="https://static.tildacdn.com/tild3261-3132-4163-b862-633663366536/kripto-varlik-itibar.png"/></figure><div class="t-redactor__text"><strong>TÜRK HUKUKUNDA KRİPTO VARLIK, İTİBARİ PARA VE ELEKTRONİK PARA: YASAL TANIMLAR VE ARALARINDAKİ SINIRLAR</strong><br /><br /><em>6362 Sayılı Kanun, 6493 Sayılı Kanun ve İlgili İkincil Mevzuat Kapsamında Bir Kavram Haritası</em><br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar, (Doktora Adayı)</strong><br /><br /><em>Bu yazıdaki bilgiler yayımlandığı tarih itibarıyla günceldir; bununla birlikte mevzuat sürekli gelişmekte ve değişmektedir. Herhangi bir işlem yapılmadan önce yürürlükteki mevzuatın teyit edilmesi ve hukuki danışmanlık alınması önem taşımaktadır. Ek olarak; bu yazıda tüm konulara yer verilmemiş olup, temel bilgiler aktarıldıktan sonra kişisel veya mesleki nedenlerle şahsen önemli gördüğüm hususlara dikkat çekilmiş olduğundan yazı bu hâliyle hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır.</em><br /><br />Bu yazının İngilizcesi için bkz: <strong><a href="https://cemilsaar.com/tpost/crypto-asset-fiat-money-electronic-money-turkish-law">Crypto Assets, Fiat Money, And Electronic Money Under Turkish Law: The Statutory Definitions And The Boundaries Between Them</a></strong><br /><br /><strong>I. KAVRAMLAR ARASI AYRIMIN ÖNEMİ</strong><br /><br />Türk finansal mevzuatı “para”, “döviz” ve “dijital varlık” ifadelerini birbirinin yerine geçebilecek nitelendirmeler olarak kullanmaz. Mevzuat, birbirini dışlayan bir kavram seti üzerine kuruludur ve bir aracın hangi kategoriye girdiği; onu hangi otoritenin denetlediğini, onunla işlem yapmak için hangi lisansın gerektiğini ve yetkisiz faaliyete hangi cezai hükümlerin bağlandığını belirler. Bu nedenle bir sözleşmede, lisans başvurusunda ya da tanıtım materyalinde yanlış terimin kullanılması üslup sorunu değil, ciddi sonuçları olabilecek bir nitelendirme sorunudur.<br /><br />Bu yazı, söz konusu kategorileri ve aralarındaki sınırları ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu platformdaki diğer yazılarda kullanılan kavramlar için başvuru kaynağı olarak kullanılması ve ilgili yazılarda bu kavramların tekrardan tanımlanmaması için hazırlanmıştır. Kavramların pratik sonuçları, <strong><u><a href="https://cemilsaar.com/tpost/kvhs-lisansi-itibari-para-ayagi-kripto-platformu">Türkiye'de İtibari Para Ayağı Bulunan Bir Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcısı Kurmak: KVHS Lisans Süreci</a></u></strong> başlıklı yazıda ele alınmakta olup gerekli lisans, izin verilen faaliyetler, sermaye eşikleri ve itibari para ayağının neden bankalar üzerinden yürütülmek zorunda olduğu, aşağıda açıklanan kategorilerden doğrudan türemektedir.<br /><br /><strong>II. ÜST KAVRAM: FON</strong><br /><br />Başlangıç noktası, 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun'un 3. maddesindeki fon tanımıdır. Buradaki fon kavramı, yatırım fonunu değil; PSD2'nin 4(25). maddesindeki anlamıyla ödeme hukuku bakımından parasal değerleri ifade etmektedir. Bu hüküm fonu; banknot, madeni para, kaydi para veya elektronik para olarak tanımlamaktadır.<br /><br />Buradan üç tespit çıkmaktadır. Birincisi, Türk hukuku fiziki nakdi, banka bakiyelerini ve elektronik parayı aynı şeyin türleri olarak değil, üç ayrı kavram olarak ele almaktadır. İkincisi, bu sayım anılan Kanun'un uygulanması bakımından tahdidîdir. Üçüncüsü ve en önemlisi, kripto varlıklar bu sayımda yer almamaktadır.<br /><br /><strong>III. DÖRT PARASAL KATEGORİ</strong><br /><br /><strong>İtibari para: </strong>Devlet iradesiyle ihraç edilen, egemenlik unsuru olan para, yani Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından ihraç edilen banknot ve madeni paralar. <em>İtibari</em> kelimesi, değerini herhangi bir emtia karşılığından değil devlet otoritesinden ve kamu güveninden alan para anlamında “<em>fiat</em>” karşılığına gelmektedir. Aksi hâlde titizlikle kaleme alınmış değerlendirmelerde bile sıkça yapılan bir hata, <em>itibari para</em>ya örnek olarak “Türk lirası” gösterilmesidir. Bu, iki ayrı kategoriyi birleştirmektedir: Cüzdandaki banknot itibari paradır; aynı nominal tutarın banka hesabında bulunması hâli ise değildir.<br /><br /><strong>Kaydi para: </strong>Fiziki bir nesne olarak değil de bir kayıt olarak var olan para; esas itibarıyla banka mevduat bakiyeleri. Ekonomik anlamda paradır ve <em>6493 sayılı Kanun</em> anlamında fondur; ancak itibari para değildir. Ayrım önemlidir; zira onu bulundurmasına izin verilen kuruluşlar sınırlıdır: <em>5411 sayılı Bankacılık Kanunu</em> uyarınca mevduat ve katılım fonu toplama yetkisi bankalara özgülenmiştir ve Türkiye'deki her kripto girişiminin itibari para ayağını bankacılık sistemi üzerinden yürütmeye zorlayan da bu tekeldir.<br /><br /><strong>Elektronik para: </strong><em>6493 sayılı Kanun</em>'un 3. maddesinde; ihraç eden kuruluş tarafından kabul edilen fon karşılığı ihraç edilen, elektronik olarak saklanan, anılan Kanun'da tanımlanan ödeme işlemlerini gerçekleştirmek için kullanılan ve ihraç eden kuruluş dışındaki gerçek ve tüzel kişiler tarafından da ödeme aracı olarak kabul edilen parasal değer olarak tanımlanmıştır.<br /><br />1 Ocak 2020 tarihinden itibaren bu alanda lisanslama ve denetim yetkisini elinde bulunduran Merkez Bankası tarafından yetkilendirilen elektronik para kuruluşlarınca ihraç edilir. İki husus sıkça yanlış anlaşılmaktadır. Birincisi, kanuni ifade “kabul edilen fon karşılığı ihraç edilen” şeklindedir; “birebir karşılığı bulunan” değildir. Sonuç benzer olmakla birlikte bu ikinci ifade kanunun tercih ettiği lafız değildir.<br /><br />İkincisi, elektronik para kuruluşları da müşteriden aldıkları fonları bankalarda açılan hesaplarda tutmak zorundadır; bu husus mevduat tekelinin bir başka görünümüdür. Burada terminolojiye özellikle dikkat edilmesi gerekir: Kartlı ödeme sistemi, elektronik para değildir. Örneğin Troy, Bankalararası Kart Merkezi tarafından kartlı sistem kurma izniyle kurulmuş ve işletilen bir kartlı ödeme sistemidir; elektronik para kuruluşları onun bir örneği değil, üyesidir.<br /><br /><strong>Ödeme aracı: </strong>Yine ayrı bir kategori olup aktarılan değeri değil, ödeme emrinin başlatılmasında kullanılan aracı ya da usuller setini kapsamaktadır. Kripto varlıkların ödeme aracı olup olmadığı sorusuna, <em>Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik</em> olumsuz yanıt vermektedir.<br /><br /><strong>IV. KRİPTO VARLIK: ÜÇ YIL ARAYLA İKİ TANIM</strong><br /><br />Türk hukukunda, farklı amaçlarla ve üç yıl arayla kaleme alınmış iki kripto varlık tanımı bulunmaktadır.<br /><br />İlk tanım, 16 Nisan 2021 tarihli ve 31456 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve 30 Nisan 2021 tarihinde yürürlüğe giren <em>Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik</em>'in 3. maddesinde yer almaktadır. Bu tanıma göre kripto varlık; dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak sanal olarak oluşturulup dijital ağlar üzerinden dağıtımı yapılan, ancak itibari para, kaydi para, elektronik para, ödeme aracı, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilmeyen gayri maddi varlıkları ifade etmektedir. Bu, kavramın Türk mevzuatındaki ilk tanımı olup açıkça yalnızca anılan Yönetmelik'in uygulanması bakımından yapılmıştır.<br /><br />Söz konusu olumsuz sayım, kavram haritasının kendisidir. Dışarıda bırakılan her terim, kendi lisans rejimi ve kendi denetim otoritesi bulunan bir kategoridir ve düzenleme, kripto varlıkları bunların tamamının dışına aynı anda yerleştirmiştir.<br /><br />İkinci tanım ise lisanslama bakımından uygulanacak olan tanımdır. <em>7518 sayılı Kanun</em> ile değiştirilen <em>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu</em>'nun 3. maddesi kripto varlığı; dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak elektronik olarak oluşturulup saklanabilen, dijital ağlar üzerinden dağıtımı yapılan ve değer veya hak ifade edebilen gayri maddi varlıklar olarak tanımlamaktadır. Bu tanımda herhangi bir olumsuz sayım yer almamaktadır. İki tanım, her biri kendi alanını düzenlemek üzere bir arada yürürlüktedir.<br /><br />Üç sonuç özellikle önem taşımaktadır. Birincisi, para ve menkul kıymet kategorilerinin dışında bırakılmış olmak düzenlemeden muaf olmak anlamına gelmez. Kripto varlıklar; <em>6362 sayılı Kanun</em>'un kripto'ya özgü hükümleri ile 13 Mart 2025 tarihli ve 32840 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan <em>III-35/B.1 ve III-35/B.2 sayılı Tebliğler</em> kapsamında düzenlenmektedir; bu rejimin lisanslama sonuçları yukarıda anılan yazıda incelenmiştir. İkincisi, sermaye piyasası tanımı teknoloji tarafsızdır ve bir <em>tokenin</em> misli nitelikte olmasını, borsada işlem görmesini ya da belirlenebilir bir kişi tarafından ihraç edilmesini gerektirmez. Üçüncüsü, iki düzenlemenin hiçbirinde kripto para ifadesi kullanılmamaktadır. Bu tercih üsluba değil esasa ilişkindir: Bu araçları para olarak adlandırmak, 2021 tarihli Yönetmelik'in onları açıkça çıkardığı bir kategoriye geri yerleştirmek olurdu. Kripto para diye bir şey yoktur.<br /><br /><strong>V. KOMŞU İKİ KATEGORİ</strong><br /><br /><strong>Sermaye piyasası aracı. </strong><em>6362 sayılı Kanun</em> kapsamında düzenlenen menkul kıymetler ve diğer araçlar. Kripto varlıklarla arasındaki sınır uygulamada her zaman kendiliğinden açık değildir: <em>Token</em> olarak pazarlanan bir araç, ekonomik özünün incelenmesi neticesinde sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilebilir ve bu hâlde tamamen farklı bir düzenleyici rejim uygulanır. <em>7518 sayılı Kanun</em> ile değiştirilen <em>6362 sayılı Kanun</em>'un 13(1) maddesi, sermaye piyasası araçlarının kayden ihraç edilerek Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından izlenmesi yerine kripto varlık olarak ihraç edilmesine ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki elektronik ortamda kayden izlenmesine ilişkin esasları belirleme yetkisini Kurul'a tanımakta; bu hâlde hakların izlenmesi, üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi ve devredilmesinde anılan kayıtların esas alınacağını düzenlemektedir. Aynı hüküm usul ve esasların Kurul tarafından belirleneceğini öngörmekte olup bu yönde bir ikincil düzenleme henüz yayımlanmamıştır. Dolayısıyla bu yol hukuken kurulmuş, ancak fiilen kullanılabilir değildir.<br /><br /><strong>Dijital kıymetli maden. </strong>En yeni kategori olup 29 Temmuz 2026 tarihli ve 33324 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren <em>Kıymetli Maden Standartları ve Rafinerileri Hakkında Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ</em> ile getirilmiştir. Düzenleme, fiziki olarak Darphane ya da Borsa nezdinde bulundurulan işlenmemiş kıymetli madenlerin, Bakanlığın uygun görüşüne tabi olmak kaydıyla dağıtık defter teknolojisi kullanılarak dijital olarak temsil edilmesine imkân tanımakta; devri ise Borsa üyeleri arasıyla sınırlamaktadır.<br /><br />Terminoloji açısından son derece enteresan ve önemli olan nokta şudur: Düzenlemede ne “<em>RWA</em>” ne de “<em>tokenizasyon</em>” ifadesi kullanılmıştır. Düzenleme üçüncü bir konum yaratmakta ve dijital kıymetli madeni hem sermaye piyasası araçlarından hem de lisanslı platformlarda işlem gören kripto varlıklardan ayrı bir gayri maddi varlık olarak ele almaktadır.<br /><br /><strong>VI. YASAL TANIMI BULUNMAYAN KAVRAMLAR</strong><br /><br />Yaygın olarak kullanılan üç kavramın Türk hukukunda yasal bir tanımı bulunmamaktadır ve bu husus üstü örtülmek yerine açıkça belirtilmelidir. <strong>Stablecoin</strong> bunlardan biridir: Ne <em>III-35/B.1 ve III-35/B.2 sayılı Tebliğler</em> ne de <em>6362 sayılı Kanun</em> bu kavramı tanımlamaktadır; dolayısıyla dolara endeksli bir stablecoin yalnızca bir kripto varlıktır ve bu nedenle onun alım satımı döviz işlemi teşkil etmez. <strong>RWA</strong>, yani gerçek dünya varlığı, hukuki değil sektörel bir ifadedir; kanuni karşılığa en yakın kavram yukarıda açıklanan dijital kıymetli maden olup kapsamı belirgin biçimde daha dardır. <strong>Tokenizasyon</strong> da benzer şekilde piyasa kullanımında ve öğretide yer almakta, ancak yürürlükteki hükümlerde geçmemektedir.<br /><br />Tanımın bulunmaması, istismar edilecek bir boşluk değildir. Bir aracın yerleşik bir yasal etiketi bulunmadığı hâllerde düzenleyici otorite, onu ne yaptığına bakarak nitelendirir ve bu nitelendirme ürün piyasaya çıkmadan önce değil, çıktıktan sonra gelir.<br /><br /><strong>VII. SONUÇ</strong><br /><br />Türk hukukunun bu alandaki yapısı, konuya ilişkin değerlendirmelerin düşündürdüğünden daha tutarlıdır. Tahdidî bir fon tanımı, bunun içinde birbirinden ayrı üç parasal kategori, ödeme araçları için ayrı bir kategori ve bunların tamamının dışında konumlanmakla birlikte tam anlamıyla düzenlemeye tabi olan iki kripto varlık tanımı mevcuttur. Güçlük yaratan kategoriler ise en yeni ve en az tanımlanmış olanlardır: Kripto varlıklar ile sermaye piyasası araçları arasındaki sınır ve dijital kıymetli madenlere ilişkin dar kapsamlı özel rejim.<br /><br />Bu yazı çerçevenin her boyutunu kapsamamaktadır ve bu türden nitelendirme sorunları, araca yapıştırılan etikete değil aracın somut özelliklerine göre çözülür. Türkiye'deki yabancı yatırımların her boyutunda olduğu gibi burada da hataların bedeli, herhangi bir adım atılmadan önce nitelikli hukuki danışmanlık almanın maliyetini önemli ölçüde aşmaktadır.<br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar, (Doktora Adayı)</strong><br /><br /><strong>Bu yazı <u><a href="https://cemilsaar.com/tpost/kripto-varlik-itibari-para-elektronik-para-tanimlari">https://cemilsaar.com/tpost/kripto-varlik-itibari-para-elektronik-para-tanimlari</a></u> adresinden paylaşılmıştır.</strong><br /><br />cemilsaar@kstlawfirm.com | +90 535 416 9476 | linkedin.com/in/cemilsaar</div>]]></turbo:content>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title>Türkiye'de İtibari Para Ayağı Bulunan Bir Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcısı Kurmak: KVHS Lisans Süreci</title>
      <link>https://cemilsaar.com/tpost/kvhs-lisansi-itibari-para-ayagi-kripto-platformu</link>
      <amplink>https://cemilsaar.com/tpost/kvhs-lisansi-itibari-para-ayagi-kripto-platformu?amp=true</amplink>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 21:00:00 +0300</pubDate>
      <category>Hukuk</category>
      <enclosure url="https://static.tildacdn.com/tild3561-3265-4637-a661-633037383066/kvhs-lisansi-kripto-.png" type="image/png"/>
      <description>7518 Sayılı Kanun ve İlgili Tebliğler Kapsamında Lisans, Sermaye ve Bankacılık Altyapısı Gereksinimleri</description>
      <turbo:content><![CDATA[<header><h1>Türkiye'de İtibari Para Ayağı Bulunan Bir Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcısı Kurmak: KVHS Lisans Süreci</h1></header><figure><img alt="" src="https://static.tildacdn.com/tild3561-3265-4637-a661-633037383066/kvhs-lisansi-kripto-.png"/></figure><div class="t-redactor__text"><strong>TÜRKİYE'DE İTİBARİ PARA AYAĞI BULUNAN BİR KRİPTO VARLIK HİZMET SAĞLAYICISI KURMAK: KVHS LİSANS SÜRECİ</strong><br /><br /><em>7518 Sayılı Kanun ve İlgili Tebliğler Kapsamında Lisans, Sermaye ve Bankacılık Altyapısı Gereksinimleri</em><br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar, (Doktora Adayı)</strong><br /><br /><em>Bu yazıdaki bilgiler yayımlandığı tarih itibarıyla günceldir; bununla birlikte mevzuat sürekli gelişmekte ve değişmektedir. Herhangi bir işlem yapılmadan önce yürürlükteki mevzuatın teyit edilmesi ve hukuki danışmanlık alınması önem taşımaktadır. Ek olarak; bu yazıda tüm konulara yer verilmemiş olup, temel bilgiler aktarıldıktan sonra kişisel veya mesleki nedenlerle şahsen önemli gördüğüm hususlara dikkat çekilmiş olduğundan yazı bu hâliyle hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır.</em><br /><br />Bu yazının İngilizcesi için bkz: <strong><a href="https://cemilsaar.com/tpost/vasp-fiat-rails-turkey-kvhs-license">Establishing a VASP with Fiat Rails in Turkey: The KVHS Licensing Path</a></strong><br /><br /><strong>I. GİRİŞ VE TERMİNOLOJİ</strong><br /><br />Uluslararası kripto girişimlerinin Türkiye piyasasına ilişkin ilk sorduğu soru, itibari para (<em>fiat</em>) ayağı bulunan bir kripto varlık hizmet sağlayıcısının Türkiye'de faaliyet gösterebilmesi için hangi lisansın gerektiğidir. Söz konusu model; müşterilerden kripto varlık kabul eden, bunları muhafaza eden, müşterinin talimatı üzerine Türk lirasına dönüştüren ve elde edilen tutarı müşterinin Türkiye'deki banka hesabına aktaran, aynı süreci ters yönde de işletebilen bir hizmettir. Bu yazı ile yürürlükteki çerçeve ve sorunun cevabı ortaya koyulacaktır.<br /><br />Terminolojiye ilişkin kısa bir not düşmek gerekir. Düzenlemeye tabi olan kuruluş kategorisi, 2 Temmuz 2024 tarihli ve 32590 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan <em>7518 sayılı Kanun</em> ile <em>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu</em>'na eklenen Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcısı (KVHS) kategorisidir. Lisanslama ve denetim otoritesi Sermaye Piyasası Kurulu'dur (SPK). Ayrıntılı kuruluş ve faaliyet koşulları, 13 Mart 2025 tarihli ve 32840 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan iki tebliğde düzenlenmiştir: Kuruluş ve faaliyet esaslarına ilişkin <em>III-35/B.1 sayılı Tebliğ</em> ile çalışma usul ve esasları ile sermaye yeterliliğine ilişkin <em>III-35/B.2 sayılı Tebliğ</em>.<br /><br /><strong>Terminoloji uyarısı: </strong>Bu yazıda kullanılan kavramlar, <strong><u><a href="https://cemilsaar.com/tpost/kripto-varlik-itibari-para-elektronik-para-tanimlari">Türk Hukukunda Kripto Varlık, İtibari Para ve Elektronik Para: Yasal Tanımlar ve Aralarındaki Sınırlar</a></u></strong> başlıklı yazıdaki kavram haritası doğrultusunda kullanılmış olup burada yeniden tanımlanmamıştır. Kripto varlık, itibari para, kaydi para ve elektronik para gibi kavramların tanımları ile aralarındaki hukuki farklılıklar için ilgili kaynaktan yararlanılması önerilir.<br /><br />Bu yazı kapsamlı bir inceleme değil, yoğunlaştırılmış bir genel bakıştır. Modelin doğurduğu; dönüştürme öncesi bekleyen müşteri Türk lirası bakiyelerinin tabi olacağı rejim ile merkeziyetsiz yapıların düzenleyici konumu dahil olmak üzere bazı yapısal sorular burada yalnızca kısaca anılmış olup ayrıca incelenmeyi gerektirmektedir.<br /><br /><strong>II. LİSANS: KVHS PLATFORM YETKİLENDİRMESİ</strong><br /><br />Modeli oluşturan faaliyetler; müşterilerden kripto varlık kabul edilmesi, müşteri kripto varlıklarının saklanması, müşteri talimatı üzerine kripto varlıkların Türk lirasına ve Türk lirasının kripto varlıklara dönüştürülmesi ile kripto varlıkların harici cüzdanlara transfer edilmesi, <em>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu</em>'nun 35/B maddesi kapsamında düzenlenen kripto varlık hizmetleridir. Bunlardan herhangi birinin, Türkiye'de yerleşik kişilere yönelik olarak düzenli uğraşı ya da ticari faaliyet olarak yürütülmesi, SPK'dan KVHS platformu olarak yetki alınmasını gerektirir. Daha hafif bir kayıt kategorisi, <em>sandbox</em> istisnası veya <em>de</em> <em>minimis</em> muafiyeti mevcut değildir.<br /><br />Uluslararası operatörlerin sıkça varsaydığı üç nitelendirmenin başlangıçta bertaraf edilmesi gerekir. Birincisi, bu model bir bankacılık faaliyeti değildir. Mevduat kabulünü veya kredi kullandırımını içermemekte olup bu faaliyet için bankacılık lisansı ne gerekli ne de mümkündür.<br /><br />İkincisi, model bir ödeme hizmetleri modeli de değildir. Müşteri parası ne platform bünyesinde ne de bir ödeme kuruluşu ya da elektronik para kuruluşu bünyesinde tutulabilir. Müşteri para bakiyelerinin bulundurulması, aşağıda IV. Bölümde ele alındığı üzere bankalara özgüdür.<br /><br />Üçüncüsü ve başka ülkelerde halihazırda lisanslı gruplar bakımından kritik olmak üzere: Yabancı yetkilendirmeler Türkiye'de hiçbir hak sağlamaz. Avrupa Birliği'nden alınmış bir MiCA CASP lisansı, Dubai'den alınmış bir VARA lisansı, Kanada'da alınmış bir MSB kaydı ya da bunlara eşdeğer herhangi bir yabancı izin, Türk yetkilendirmesinin yerini almaz ve Türk hukuku pasaportlama ya da karşılıklı tanıma mekanizması içermez. Türkiye'de yerleşik kişilere hizmet sunmak Türk yetkilendirmesi gerektirir; bunun istisnası yoktur.<br /><br />Lisansın kapsamı faaliyet esaslı olup ülke sınırlarını aşan bir erişime sahiptir. Yurt dışında kurulu bir platform, aşağıdaki göstergelerden herhangi birinin varlığı hâlinde Türkiye'de yetkisiz faaliyet yürütüyor kabul edilir; Türkiye'de iş yeri açılması, Türkçe internet sitesi veya uygulama oluşturulması ya da doğrudan veya yerel aracılar vasıtasıyla Türkiye'de yerleşik kişilere yönelik tanıtım ve pazarlama faaliyetinde bulunulması.<br /><br />Çerçeve, düzenlenen faaliyetleri yerine getiren her yapıya teknik mimarisinden bağımsız olarak uygulanır; bir hizmetin merkeziyetsiz protokol olarak inşa edilmiş olması onu lisans çevresinin dışına çıkarmaz. SPK bu hususu uygulamada halihazırda hayata geçirmiş olup konu ayrı bir yazıda incelenecektir.<br /><br /><strong>III. KURULUŞ KOŞULLARI VE LİSANSLAMA SÜRECİ</strong><br /><br />Lisanslı kuruluşun Türkiye'de kurulmuş bir anonim ortaklık olması zorunludur. Payların tümünün nama yazılı olması ve nakit karşılığı çıkarılmış olması gerekir. Esas sözleşmede şirketin işletme konusunun münhasıran SPK tarafından yetkilendirilen faaliyetlerle sınırlandırılması şartı aranır. Ortaklık yapısının şeffaf ve izlenebilir olması; pay sahiplerinin, yönetim kurulu üyelerinin ve üst düzey yöneticilerin dürüstlük ve itibar gereklilikleri ile sermaye piyasası suçları ve kara para aklama gibi alanlarda diskalifiye edici hallerin bulunmaması dahil olmak üzere nitelik koşullarını sağlaması gerekmektedir.<br /><br />Türk vatandaşlığı şartı, yerel ortak şartı veya asgari Türk sermayesi oranı şartı bulunmamaktadır: Tüm koşulların (çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti gereklilikleri gibi) sağlanması kaydıyla, tamamı yabancı sermayeli bir anonim ortaklık yetkilendirilebilir.<br /><br />Bir platform için asgari kuruluş sermayesi 2026 yılı bakımından 250.000.000 Türk lirası olup tamamının nakden ödenmesi zorunludur. Bu tutar, Mart 2025'te belirlenen 150.000.000 Türk lirası tutarındaki ilk taban değerden türemekte olup 2025/68 sayılı SPK Bülteni ile 2026 yılı için artırılmıştır; yıllık yeniden değerleme beklenmelidir. Özsermayenin, yalnızca kuruluş aşamasında değil faaliyetin tüm süresi boyunca asgari tutarın üzerinde kalması gerekir. Bağımsız saklama kuruluşları ise 2026 yılı için 630.000.000 Türk lirası tutarında ayrı bir eşiğe tabidir; saklama yükümlülüğünü yetkili bir üçüncü taraf saklama kuruluşu üzerinden yerine getiren bir platform, saklama kuruluşu sermaye eşiğini karşılamak zorunda değildir.<br /><br />Kurumsal ve sermaye koşullarının ötesinde, altyapı gereksinimleri de önemli boyuttadır. Bilgi sistemleri ve güvenlik altyapısının; siber güvenlik, veri güvenliği, iş sürekliliği, yedekleme, olağanüstü durum kurtarma, erişim kontrolü ve bağımsız bilgi sistemleri denetimi başlıklarını kapsayacak şekilde TÜBİTAK tarafından belirlenen teknik kriterlere uygun olması zorunludur. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) ile sistem entegrasyon testlerinin tamamlanması gerekir. İç kontrol, risk yönetimi ve iç denetim sistemlerinin kurulmuş ve işler durumda olması, faaliyete başlanmadan önce de kapsamlı bir MASAK uyum çerçevesinin oluşturulmuş olması şartı aranır.<br /><br />Anahtar yönetimi bakımından ise doğrudan Tebliğ düzeyinde bir yerelleştirme kuralı bulunmaktadır. III-35/B.2 sayılı Tebliğ'in 27/2. maddesi uyarınca, özel anahtarların çok taraflı eşik kriptografisi gibi mekanizmalarla parçalara ayrılması durumunda her bir parçanın ve anahtar parçalarının kullanıldığı mekanizmaların, yedekleri dahil olmak üzere Türkiye'de tutulması ve bunlara ilişkin kontrolün kripto varlık hizmet sağlayıcısında olması gerekir. Aynı maddenin birinci fıkrası, özel anahtarların üretiminde ve yedeklenmesinde kullanılan mekanizmaların yönetimi ve bunlara erişim bakımından TÜBİTAK Altyapı Kriterlerine uyulmasını zorunlu kılmaktadır. İmzalama mimarisi dağıtık anahtar payları üzerine kurulu yabancı bir operatör açısından bu, bir uyum kalemi değil bir tasarım sorusudur ve 13 Mart 2025 tarihinden bu yana yürürlüktedir.<br /><br />Süreç kendi içinde iki ayrı aşamaya sahiptir: Kuruluş ve faaliyet izni. Şirketin kurulması tek başına yeterli değildir; ayrıca SPK tarafından faaliyet izni verilmesi gerekir. SPK başvuruda ortaklık yapısını, yöneticileri, sermaye yeterliliğini, faaliyet modelini, bilgi sistemlerini, saklama yapısını, iç sistemleri ve uyum süreçlerini ayrıntılı olarak incelemektedir. Mevcut mevzuat, başvuruların hangi süre içinde sonuçlandırılacağına ilişkin sabit bir süre öngörmemektedir. Gerekli yetki alınmaksızın faaliyet gösterilmesi ise suç teşkil eder.<br /><br />Rejimin yürürlüğe girdiği tarihte halihazırda faaliyette bulunan kuruluşlara uygulanan geçiş takvimi ise şu an itibarıyla belirsizdir. SPK, 26 Mart 2026 tarihli kararı ile platformların yetkili bir saklama kuruluşuyla sözleşme imzalamasına ve yetki belgesi alınmasına ilişkin süreleri ertelemiş; yeni tarihlerin, yetkilendirilecek saklama kuruluşlarının platformlara yaygın şekilde hizmet vermeye başlamasının ardından belirleneceğini açıklamıştır.<br /><br /><strong>IV. İTİBARİ PARA AYAĞI: YALNIZCA BANKALAR</strong><br /><br />Modelin Türk hukuku kapsamındaki tanımlayıcı yapısal özelliği, Türk lirası işleyişinin tümünün bankalar üzerinden yürütülmesi zorunluluğudur. Bunun nedeni bankaların mevduat toplama tekelidir: <em>5411 sayılı Bankacılık Kanunu</em> uyarınca yalnızca bankalar mevduat veya katılım fonu toplayabilir ve KVHS'lerin bunu yapması açıkça yasaklanmıştır. Bu nedenle müşteri Türk lirası bakiyeleri platformun kendi hesaplarında tutulamaz; bankalar nezdinde müşteri hesabı olarak tahsis edilmiş hesaplarda bulundurulması ve yalnızca bankalar aracılığıyla gerçekleştirilen elektronik transferler yoluyla kabul edilmesi gerekir.<br /><br />Merkez Bankası tarafından çıkarılan ve 30 Nisan 2021 tarihinden itibaren yürürlükte olan <em>Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik</em> ise ayrıca, ödeme kuruluşları ve elektronik para kuruluşlarının kripto varlık platformlarına ya da bu platformlardan yapılacak fon aktarımlarına aracılık etmesini yasaklamaktadır. Bunun pratik sonucu, itibari para ayağının akışın hiçbir noktasında fintek cüzdan sağlayıcılarını veya ödeme kuruluşlarını içerememesi ve platformun yerel Türk bankalarıyla kurduğu bankacılık ilişkilerinin tüm girişimin en kritik bağımlılıklarından biri hâline gelmesidir.<br /><br />Müşteri fonlarının bankalar nezdinde tahsis edilmiş hesaplarda, platformun kendi varlıklarından ayrı tutularak ve mevzuatta öngörülen koruma mekanizmalarına tabi şekilde bulundurulması gerekir. Lisans, dönüştürme ve transfer modelinin işletilmesine imkân tanır; platformun müşteri para bakiyelerini mevduat toplama olarak nitelendirilebilecek bir biçimde kendi hesaplarında tutmasına ise imkân tanımaz. Dönüştürme öncesi bekleyen geçiş niteliğindeki Türk lirası bakiyelerinin bu kısıt dahilinde nasıl yapılandırılması gerektiği, mevcut çerçeve kapsamında cevabı verilmemiş, üzerinde durulmayı hak eden bir sorudur ve ayrı bir yazıda ele alınacaktır.<br /><br />Buna bağlı ve sıkça gözden kaçan bir husus ise isimlendirmeye ilişkindir. <em>5411 sayılı Bankacılık Kanunu</em>'nun 150(2) maddesi uyarınca, yetkisiz olarak ticaret unvanlarında, belgelerde, duyurularda veya reklamlarda “banka” kelimesinin ya da bankacılık faaliyeti izlenimi yaratan herhangi bir ifadenin kullanılması suç teşkil eder. Uluslararası pazarda “yeni nesil banka” veya “neo banka” olarak konumlanan bir kripto girişiminin bu terminolojiyi Türkiye'ye yönelik hiçbir iletişiminde kullanmaması gerekir. Ürünün Türkiye'de münhasıran kripto varlık platformu olarak konumlanması zorunludur.<br /><br /><strong>V. UYUM ÇEVRESİNE KISA BİR BAKIŞ</strong><br /><br />Tabloyu tamamlayan üç unsura burada özet biçimde yer verilmektedir.<br /><br />Birincisi, saklama: Müşteri kripto varlıklarının ağırlıklı olarak yetkili bir saklama kuruluşu ya da saklama hizmeti sunmaya yetkili bir banka nezdinde bulundurulması gerekir; bir platform müşteri varlıklarını doğrudan kendisi tutamaz ve MPC teknolojisi sağlayıcıları gibi teknik altyapı sağlayıcılarının kullanılması, Türk hukuku bakımından tek başına hukuki saklama teşkil etmez.<br /><br />İkincisi, kapsam kısıtları: Lisans yalnızca yetkilendirilen kripto varlık hizmetlerini kapsar. Kaldıraçlı işlemler, türev araçlar, teminatlı işlemler, açığa satış, ödünç işlemleri, getiri taahhütleri ve yetkilendirilen kapsam dışındaki her türlü ticari faaliyet yasaktır. Bir KVHS ayrıca döviz alım satımı yapamaz ve yurt dışına döviz transfer edemez; yetkili müessese olarak faaliyet gösteremez. Dolara endeksli stabil kripto varlıklar ise Türk hukuku kapsamında döviz değil kripto varlık sayıldığından işlem görmeye devam edebilir. Gerçek anlamda döviz hizmetleri ise tamamen ayrı bir yolu izler: Sermaye piyasası mevzuatı kapsamında lisanslı aracı kurumlar, <em>6362 sayılı Kanun</em>'un 38/1-b maddesi ile <em>III-37.1 sayılı Tebliğ</em> uyarınca, yetkilendirildikleri yatırım hizmetleriyle doğrudan bağlantılı olmak kaydıyla yan hizmet olarak döviz hizmeti sunabilir; bu izin ise bir KVHS'ye kendi lisansı dolayısıyla teşmil edilmez. Dolayısıyla hem kripto işlemleri hem döviz hizmeti sunan tam kapsamlı bir model, müşteriye genellikle tek bir arayüz üzerinden sunulan iki ayrı lisanslı tüzel kişilik gerektirir. Bu yapı ayrı bir yazıda incelenecektir.<br /><br />Üçüncüsü, kara para aklamanın önlenmesi: Kripto varlık hizmet sağlayıcıları Mayıs 2021'den itibaren MASAK yükümlüsü olup tam kapsamlı müşteri tanıma, şüpheli işlem bildirimi ve uyum programı yükümlülükleri altındadır. Seyahat kuralı, 15.000 Türk lirası ve üzerindeki kripto varlık transferlerine uygulanır ve her müşteri ilişkisinde ilk finansal hareketin, müşterinin kendi adına doğrulanmış bir banka hesabı veya ödeme kartından kaynaklanması zorunludur.<br /><br /><strong>VI. SONUÇ</strong><br /><br />İtibari para ayağı bulunan bir kripto varlık hizmet sağlayıcısı Türkiye'de hukuken hayata geçirilebilir ve izlenecek yol açıkça bellidir: SPK'dan KVHS platform yetkisi almış, 2026 yılı için 250.000.000 Türk lirası nakden ödenmiş sermayeye sahip, TÜBİTAK kriterlerine uyumlu altyapısı, MKK entegrasyonu, yetkili bir saklama düzenlemesi, MASAK uyum organizasyonu ve münhasıran yerel bankacılık ilişkileri üzerine kurulmuş bir itibari para işleyişi bulunan bir Türk anonim ortaklığı. Bu yapı, Türk hukuku bakımından bir banka ya da ödeme kuruluşu değildir; bankacılık altyapısını kullanan lisanslı bir sermaye piyasası kurumudur.<br /><br />Çerçeve, erken ve isabetli bir yapılandırma gerektirmektedir. Sermaye taahhüdü yüksektir ve yıllık olarak yeniden belirlenmektedir, lisans incelemesi ayrıntılı olup yasal bir süreye bağlı değildir, bankacılık ilişkileri lisans sürecinin kendisi kadar özen gerektirir ve başta geçiş niteliğindeki müşteri bakiyelerinin rejimi olmak üzere bazı yapısal sorular düzenleyici düzeyde çözümlenmemiş olup varsayımda bulunmak yerine somut bir değerlendirme yapılmasını gerektirir.<br /><br />Bu yazı çerçevenin her boyutunu kapsamamaktadır. Türkiye'deki yabancı yatırımların her boyutunda olduğu gibi burada da hataların bedeli, cezai sorumluluk dahil olmak üzere, herhangi bir adım atılmadan önce nitelikli hukuki danışmanlık almanın maliyetini önemli ölçüde aşmaktadır.<br /><br /><strong>Av. Cemil Şaar, (Doktora Adayı)</strong><br /><br /><strong>Bu yazı <u><a href="https://cemilsaar.com/tpost/kvhs-lisansi-itibari-para-ayagi-kripto-platformu">https://cemilsaar.com/tpost/kvhs-lisansi-itibari-para-ayagi-kripto-platformu</a></u></strong> <strong>adresinden paylaşılmıştır.</strong><br /><br />cemilsaar@kstlawfirm.com | +90 535 416 9476 | linkedin.com/in/cemilsaar</div>]]></turbo:content>
    </item>
  </channel>
</rss>
