Tebligat Kanunu m. 21/2 ve Yabancılara Tebligat: Hatalı Bir Yargıtay Kararının Analizi ve Konuya Dair Tespitlerim
Tebligat Kanunu’na İlişkin Hatalı Bir Yargıtay Kararının, Alacağın Tahsil İmkânını Ortadan Kaldırabilecek Etkilerinin Nasıl Bertaraf Edildiğine İlişkin Bir Somut Olay İncelemesi
Bu yazıda yer alan bilgiler yayım tarihi itibarıyla güncel olup, bu alan sık sık değişikliğe uğrayan bir mevzuatla düzenlenmektedir. Herhangi bir işlem öncesinde güncel mevzuatın teyit edilmesi ve avukat desteği alınması gerekir. Yine yazı kapsamında tüm bilgilere yer verilmemiş olup, temel noktalar aktarıldıktan sonra şahsen önemli gördüğüm sorunlara dikkat çekilmiş olduğundan bu yazı hukuki tavsiye niteliğinde değildir.
Tebligat Kanunu ve uygulaması; başka faktörlerin yanında icra dairelerinin farklı bilgi düzeylerine sahip olması nedeniyle de son derece sancılı bir konudur. Aşağıda, Türkiye’de bulunan yabancı gerçek kişilere yapılacak tebligatın usulü konusunda uygulamada karşılaştığım bir yanlışı ve bunun düzeltilme sürecini paylaşacağım. Belirtmek gerekir ki konu çok bariz olduğundan bu kadar derinlemesine incelemek bile bir vakit kaybı olarak değerlendirilebilir. Aşağıdaki konunun detaylı bir incelemeyi hak etmeyen, basit bir konu olduğuna (haklı olarak) kanaat getirecek okurların; Anayasa Mahkemesi dışında en üst makam olan Yargıtay’ın bir dairesinin böylesi bir konuda bu kadar fahiş hatalar yapmış olması karşısında daha çok endişelenmekle birlikte, yazıyı trajikomik bir anekdot gibi okuma imkanı da elbette mevcuttur.
AKTARILACAK OLAYLARIN TEMELİNDEKİ UYUŞMAZLIK
Türkiye’de yerleşik yabancı ülke vatandaşı S, kendisine kalacak yer ararken ziynet eşyalarını arkadaşı olan A’nın konutunda kendisine emanet etmiştir. Akabinde vakti geldiğinde eşyalarının iadesini talep etmesine rağmen iade yapılmamıştır zira A, eşyaları kendisini dolandıran bir üçüncü şahıs dolandırıcıya verdiğini ileri sürmüştür. Bunun üzerine tarafıma başvuran S adına, A’ya karşı iadeyi gerçekleştirmesi adına bir dava açılması gerekmiştir.
Davayı; taraflar arası (TBK m. 561 vd. hükümleri kapsamında) sözlü bir saklama sözleşmesi kurulmuş olduğuna dayanarak açıp, sonucunda da özellikle TBK m. 568 hükmüne dayanmak suretiyle müvekkilin lehine sonuçlandırdık. 568 hükmünün önemi; üçüncü bir kişinin istihkak iddiası bile olsa, saklananın emanet eden dışında bir kişiye verilmemesi gerektiğini ortaya koymasıdır. Uyuşmazlığımız kapsamında A, dolandırıldığı iddiasını ispatlayamamıştır. Ancak bunu ispatlayabilseydi dahi, A’nın TBK m. 568 uyarınca S’ye karşı bir tazminat yükümlülüğü olacağını kabul eden yargıç, aynen iadenin mümkün olmaması halinde ziynet eşyalarının değeri kadar tazminat ödenmesine hükmetmiştir. (Esasa dair yapılabilecek tartışmalar bu yazının konusu değildir.)
Akabinde ilamlı icra takibi başlatılmış, ödeme emrinin tebliği borçlunun yasal ikamet adresinde yapılamadığı için icra dairesinden Tebligat Kanunu m. 21/2 uyarınca tebligat yapılması talep edilmiştir. İcra dairesi ise talebimizi reddetmiş, yabancılara Tebligat Kanunu m. 21/2 hükmü uyarınca tebligat yapılamayacağına hükmetmiştir: “Yabancı şahıslara tebligat kanunun 21/2 maddesine göre tebligat yapılamayacağından talebin reddine karar verildi. (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 2021/12389 esas 2022/4736 karar sayılı ilamı.)”
Verilen bu hatalı kararın düzeltilmesi adına, icra dairesine 4 sayfalık detaylı bir talep dilekçesi daha hazırlayıp sunmak gerekmiştir. Sunduğum detaylı talep dilekçesinde Yargıtay’ın ve dairenin kararlarının neden hatalı olduğu detaylı şekilde anlatılmış, daireden gereksiz icra hukuk masraflarına sebebiyet vermeden talebimizi yerine getirmesi istenilmiştir. Takdire şayan bir şekilde, ilgili icra dairesi dilekçeyi okuyup bu sefer tebligat talebimi kabul etmiştir. Çevremdeki meslektaşlarıma konuyu danıştığımda kendilerinden “hiçbir icra dairesi bu kadar uzun dilekçeyi okumaz” gibi cevaplar aldıktan sonra icra dairesinin dilekçeyi okuyup, hatasını anlayıp sonra da lehe karar vermek suretiyle düzeltmiş olmasının verdiği mesleki tatmin ve mutluluk davanın finansal getirisinden daha tatmin ediciydi zira ben de dairenin dilekçeyi büyük ihtimalle okumayacağı kanaatindeydim. Aşağıda tebligat talebimizin reddine dair gerekçe olarak gösterilen Yargıtay kararının neden hatalı olduğu anlatılacaktır. Faydalı olması dileğiyle.
İCRA DAİRESİ TARAFINDAN VERİLEN RET KARARINA ESAS ALINMIŞ OLAN, 2021/12389 E. 2022/4736 K. SAYILI HATALI YARGITAY İLAMINA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR.
Dairenin ilgili kararında: “Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanır. Şikayetçi borçlunun Bulgaristan uyruklu olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle adrese dayalı kayıt sistemine ilişkin hükümler uygulanamaz. Dolayısıyla yabancı uyruklu borçluya T.K.’nun 21/2. maddesine göre yapılan tebliğ işlemi usulsüzdür” ifadelerine yer verilmiştir. Bu karar, ne yazık ki baştan aşağı fahiş hatalı ve dayanaksız bir karardır. Mahkeme ilgili kararında; “adrese dayalı nüfus kayıt sistemi”, “merkezi nüfus idaresi sistemi” ve “adres kayıt sistemi” isimli, hepsi birbirinden farklı olan üç sistemi birbirine karıştırdığını ve bunların neyi ifade ettiğini bilmediğini göstermiştir. Mahkemelerin bazen basit bir Google araştırması yapmaktan dahi imtina edebiliyor olduğu, bu gibi kararlarla tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkmakta ve titiz bir şekilde yürütülüyorsa avukatlık mesleğinin ne kadar önemli olabildiğini göstermektedir. İlgili dairenin yaptığı hatayı detaylı bir şekilde inceleyelim.
Türkiye Cumhuriyeti devletinde, konumuzu ilgilendirdiği düşünülebilecek; adrese dayalı nüfus kayıt sistemi (ADNKS), merkezi nüfus idaresi sistemi (MERNİS) ve adres kayıt sistemi (AKS) olmak üzere üç farklı sistem vardır. Dairenin ilgili kararında bahsettiği “adrese dayalı nüfus kayıt sistemi” ADNKS olarak kısaltılan ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından oluşturulmuş bir sistemdir. Bunun icra dairesine sunduğumuz talebimizin konusuyla yani Türkiye’de ikamet izni almak suretiyle buraya yerleşen yabancılara Türkiye Cumhuriyeti Devleti ülkesinin sınırları içerisinde yapılacak tebligatın usulü ile hiçbir alakası yoktur.
İlgili ADNKS sisteminin, icra dairesinin reddettiği talebimizle hiçbir alakası olmadığı gibi Yargıtay’ın ilgili kararındaki reddettiği taleple de hiçbir alakası yoktur. Aslında Türkiye’de yabancılara tebligat konusunu ilgilendiren sistem, AKS yani adres kayıt sistemi olup, Yargıtay’ın hatası burada da bitmemektedir. Zira AKS’ye dair mevzuat, yabancılara farklı bir adres kayıt usulü dayatmamakta, Türk — Yabancı ayrımı yapmamaktadır. Yani Yargıtay dairesi AKS’yi ADNKS ile karıştırdığı gibi, AKS’nin yabancılara uygulanmayacağını da açıkçası uydurmuştur. İlgili sistemleri inceleyelim.
Adres kayıt sisteminin, yani AKS’nin, ne olduğunu ve nasıl uygulanacağını düzenleyen bir adet yönerge ve bir adet yönetmelik mevcuttur. 15.12.2006 tarihli ve 26377 numarasıyla resmi gazetede yayımlanmış olan Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliğinin “amaç” başlıklı birinci maddesi aynen şöyledir: “Bu Yönetmeliğin amacı; Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de herhangi bir amaçla en az altı ay süreli yabancılara mahsus ikamet tezkeresi alan yabancıların yerleşim yeri ve diğer adres bilgilerinin tutulmasına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.” Görüldüğü gibi bu sistemi düzenleyen yönetmelik, sistemin yabancılar ve vatandaşlara ilişkin olduğunu belirtmekte ve iki grup kişi arasında bir ayrım yapmamaktadır. AKS’yi düzenleyen diğer mevzuat ise Adres Kayıt Sistemi Yönergesi’dir. Bu yönergenin de yine amaç maddesi, yönetmelikle aynı yönde olup, ilgili kısmı şöyledir: “Bu Yönergenin amacı; Ulusal adres veri tabanındaki değişikliklerin güncellenmesine, yurt içinde ve yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarıyla, Türkiye’de herhangi bir amaçla en az altı ay süreli yabancılara mahsus ikamet tezkeresi alan yabancıların …” Görüldüğü üzere yine bu mevzuat kapsamında da vatandaş / yabancı ayrımı yapılmamış, iki grup gerçek kişinin de adres kaydının yapılacağı düzenlenmiştir. İlgili mevzuatların başka çeşitli kısımlarında da yabancıların kayıtlarının nasıl tutulacağına, formlarının nasıl düzenleneceğine ilişkin hükümler mevcuttur. Tüm bu hususlar açıkça ortaya koymaktadır ki AKS yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanan bir sistem değildir. Bu sistem hem vatandaşlar hem yabancılar hakkında uygulanır. Dolayısıyla gelinen bu noktada, 12. Hukuk Dairesinin AKS’ye değinseydi dahi fahiş hatalı bir karar vermiş olacağı açıkça anlaşılmaktadır. Konuyu trajikomik kılan ise dairenin AKS değil, ADNKS sisteminden bahsederek bunun Türk vatandaşlarına mahsus olduğunu kararına dayanak almış olmasıdır.
ADNKS, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından oluşturulmuş bir kayıt sistemi olup, nüfus artış hızı, toplumdaki kadın — erkek oranı, nüfusun ne kadarın illerde ne kadarınınsa ilçelerde yaşadığı gibi konularda istatistikler tutmak adına kullanılmaktadır. Bunun, tebligatın usulüyle de yabancıların kayıtlı yasal ikamet adresleriyle de hiçbir alakası olmadığı, TÜİK’in sitesinde bulunan mevzuatın yüzeysel olarak dahi incelenmesi neticesinde rahatlıkla anlaşılabilir vaziyettedir. Hal böyleyken Yargıtay’ın ilgili dairesinin nasıl bu kadar basit bir hata yapmış olduğunu anlamak mümkün değildir.
Somut olaydaki gibi Türkiye’de yabancı kimlik numarası almış, adına kayıtlı bir taşınmazı olan, burada da uzun bir süre ikamet etmiş bir yabancının, AKS nezdinde kaydı varken, MERNİS sorgusu yapıldığında da adresi bulunuyorken, kendisine Tebligat Kanunu m.21/2 usulünce tebligat yapılmasının önünde hiçbir engel olmadığı izahtan varestedir. Tebligat Kanunu ilgili hükmü, vatandaş veya yabancı ayrımı yapmaksızın, “muhatap” ifadesini kullanarak kaleme alınmıştır. Bu nedenle de kanunun ilgili hükümleri, bu tebligat usulünün bunun muhatabı olan herkesi ilgilendireceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü, yasanın lafzını daraltıcı yoruma tabi tutarak kapsamını sınırlamak anlamına gelecektir.
Genelleme olması itibarıyla aksi örnek bulmak belki mümkün olsa da kanaatimce söylemek mümkündür ki bir kanun hükmü, süjesinin kim olduğunu açıkça belirtmediği sürece, ilgili hüküm onun kapsamına girebilecek ve girmesinin önünde başka genel veya özel bir kaideden kaynaklı herhangi bir engel de olmayan, hukuk sistemi kapsamındaki tüm kişileri kapsar. Tebligat Kanunu m. 21/2 hükmündeki “muhatap” da bu nedenle hem yabancı hem Türk vatandaşı herkes olabilir.
Yukarıdaki genel tespitimize ek olarak, iddiamızı destekleyen başka özel bir delil olarak Tebligat Kanunu’nun m. 25/a hükmünü inceleyelim: “… Türk vatandaşı olduğu takdirde tebliğ… aracılığıyla da yapılabilir… “ Görüldüğü üzere Tebligat Kanunu kapsamında Türk — Yabancı ayrımı yapılmak istendiğinde bu, açık bir şekilde yapılmıştır. Dolayısıyla da Tebligat Kanunu’nun yazarlarının Türk ve yabancı süjelerin varlığının bilincinde olduğu, gerekli gördüğü yerlerde bunu gözeterek farklı düzenlemeler yaptığını tespit etmek kolaydır. Hal böyleyken, kanun koyucunun sarih bir şekilde ayrım yaptığı hükümler, bir ayrım yapmadığı hükümler açısından da bilinçli bir tercihi ortaya koymaktadır. (En azından mefhum-u muhalif yorum yöntemiyle varılabilecek en rasyonel sonuç budur.)
Daraltıcı yorum meselesine gelince, yargı mercilerinin elbette ki kanunları daraltıcı veya genişletici şekilde yorumlama imkanı vardır. Ancak bu demek değildir ki hakimler kanun maddelerini istedikleri şekilde yorumlayabilirler. Bir daraltıcı veya genişletici yorum yapılıyorsa, -ki Tebligat Kanunu “muhatap” demişken bunu “Türk vatandaşı muhatap” olarak yorumlamanın daraltıcı yorum teşkil ettiği hususunda hiçbir şüphe yoktur- bunun makul bir gerekçesi olmak zorundadır. Böyle bir gerekçe ise yoktur. Yabancılara m. 21/2 kapsamında tebligat yapılabiliyor olması kanunun emrettiği bir husus olmakla birlikte aynı zamanda önemli bir soruna da cevap veren yani adalete de hizmet eden bir sonuçtur. Dolayısıyla menfaat analizini esas alan metodolojik yaklaşıma göre de metne sadık kalmayı en temel hedef kabul eden yaklaşıma göre de doğru sonuç, 21/2 hükmündeki imkanın yabancılara karşı da kullanılabilecek olacağı sonucudur.
Tekrardan özetlemek gerekirse, uyuşmazlığın konusu Türkiye’de mevcut yabancılara Tebligat Kanunu m.21/2 uyarınca tebligat yapılıp yapılamayacağıdır. Tebligat Kanunu bu konuda bir ayrım yapmayarak buna izin verdiği gibi, Adres Kayıt Sistemine dair mevzuatta da böyle bir ayrım (ve yasak) yoktur. Yargıtay 12. HD. Tarafından belirtilen “adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin yalnızca Türk vatandaşlarına uygulanacağı” hususu ise açıkçası sakil bir tespittir.
METİNDEN BAĞIMSIZ OLARAK, İLAMIN PRATİK SONUÇLARI AÇISINDAN BİR TESPİT
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin vardığı gülünç sonuç kabul edilse; Türk vatandaşlarının AKS ve MERNİS kayıtlarını gerçeğe uygun tutmamaları halinde; bunlara karşı 21/2 usulüyle tebligat yapılabileceği, Türkiye’de yerleşik yabancıların ise bu kayıtlarını güncel tutmamaları veya gerçeğe aykırı şekilde beyan etmeleri halinde herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağı, yani bunlara muhtar aracılığıyla tebligat yapılamayacağı yani son aşamada yabancıların tebligat konusunda Türk vatandaşlarından daha elverişli bir konumda olduğu sonucu ortaya çıkacaktır. Bu, Anayasal eşitlik ilkesine aykırı olacağı gibi Türk vatandaşlarını hukukun çok önemli bir meselesi olan tebligat konusunda yabancılardan daha elverişsiz bir hale sokacak bir yorum olup, yıkılış dönemi Osmanlı kapitülasyonlarını aratmayacak niteliktedir. Neyse ki icra dairesi dilekçemizi okumuş, hatasından dönmüştür.